Terazisi eğrilen kalp
- 16-04-2026 15:57
- 1462
İnsan, ölçüsünü kaybettiği gün yaptığı her şeyi doğru zannetmeye başlar. Çünkü ölçü kayınca, hakikat yerinde dursa bile göz onu eğri görür. Asıl mesele dışarıdaki teraziler değil; insanın kendi vicdanında kurduğu mizandır.
Eğer o mizan bozulursa, yalnız hüküm değişmez. Söz değişir, renk değişir, istikamet değişir. Kalp yanlış tartmaya başladığında, insan da yanlışını doğru sanmaya başlar.
İnsanların niyet beyanına bakıldığında hemen herkesin iyi bir yerden konuştuğu görülür. Kimse kötülüğü sahiplenmez; herkes iyiliğin tarafında olduğunu söyler. Bu hâl yalnız fertlerde değil, büyük devletlerde de böyledir. Nice memleketleri harabeye çeviren, nice canların yitip gitmesine sebep olan güçler bile yaptıklarını “demokrasi”, “özgürlük”, “medeniyet” gibi parlak kelimelerle süslemiştir. Demek ki mesele, niyetin nasıl ifade edildiği değil; insanın neyle tarttığıdır.
Zira niyet cümleleri parlak olabilir. Lakin parlak sözler, bozuk ölçüyü gizlemeye yetmez. İnsanların çoğu kendisini yapıcı, makul ve vicdanlı zanneder; fakat elindeki cetvelin eğrildiğini fark etmez.
Dışarıdan bakıldığında iyilik iddiası vardır, içeride ise yön kaybı… Hâlbuki insan, her şeyden evvel kendi kalbine dönmeli; vicdanında kurduğu terazinin ayarını yoklamalıdır. Çünkü insan kendini doğru zannedebilir; ama ölçü bozuksa bütün hükümler de bozulur.
Bugün toplumda tuhaf bir hava dolaşıyor: Herkes iyi, herkes haklı, herkes doğru tarafta… Fakat buna rağmen ortada bunca haksızlık, kibir, çıkar, zulüm ve adaletsizlik varsa, durup düşünmek gerekir.
Demek ki mesele “iyi niyetliyim” demek değildir. Asıl mesele şudur: Ölçün neye göre işliyor?
Eğer ölçü çıkar ise, sana kazandıran şey doğru görünür; sana zarar veren şey yanlış… Adalet, senin lehineyse kıymetli sayılır. İlke, işine geldiği müddetçe savunulur. Böyle bir zeminde insan hakikati değil, menfaatini müdafaa eder. Fakat buna da “mantık”, “gerçekçilik”, “hayatın şartları” gibi isimler verir. Çıkar ölçü hâline geldiğinde, vicdan yavaş yavaş sessizliğe gömülür.
Eğer ölçü kalabalık ise, çoğunluğun dediği doğru kabul edilir. Gündemde olan fikir, hakikatin yerine geçirilir. Alkış almak, doğru yaptığını sanmak için kâfi görülür. Yalnız kalmak ise insanın içine şüphe düşürür. Kalabalık ölçü olduğunda iç ses susar, dış ses hükmeder. Vicdanın fısıltısı, gürültünün içinde kaybolur gider.
İnsan, çoğu zaman ölçüsünün bozulduğunu fark etmez. Çünkü ölçü dışarıda değil, kalbin içinde çalışır. Kalp eğrilmişse çıkarı akıl sanırsın; kalabalığın peşinden gitmeyi de hakikate uymak gibi görürsün. Ölçü temiz değilse sonuç da berrak çıkmaz. Bozuk bir ölçüyle yapılan her iyilik iddiası, sonunda yeni bir bozulma üretir. Asıl tehlike de burada başlar. Çünkü insan, ölçüsünü kaybettiği gün yaptığı her şeyi doğru zannetmeye başlar. Yanlışını fark etmeyen ise onu düzeltme ihtiyacı duymaz.
Bu yüzden insan, niyet beyanında bulunmadan evvel bir an durmalıdır. Kalbine dönmeli, vicdanına bakmalı, içindeki mizanı yeniden tartmalıdır. Belki biraz hicran gerekir, biraz iç muhasebe, biraz da susup kendi iç âlemini dinlemek… Lakin arınmış bir kalple düzeltilen ölçü, yalnız insanın kendisini değil, etrafını da düzeltir. İnsan kendi ölçüsünü tashih ederse, belki kalpler yeniden birleşir.-
Belki sertlik yerini muhabbetin sükûnuna bırakır. Belki sevgi yeniden bir iklim olur. Belki adalet gölgesini genişletir ve hakikat, bağırmaya ihtiyaç duymadan anlaşılır.
Çünkü dünya en çok doğru niyetlere değil, doğru ölçülere muhtaçtır.
Ölçümüzün, hakikatin ışığında yeniden ayar bulması dileğiyle…