Avrupa’nın terazisi ve bizim vicdanımız

Avrupa’nın terazisi ve bizim vicdanımız

Sevgili Batman Sonsöz okurları, bugün sizlerle uluslararası siyasetin o cafcaflı, süslü kelimelerle dolu ama içi tamamen boşaltılmış bir kavramı üzerine konuşmak istiyorum: Adalet.  

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Parlamentosu (AP) bir Türkiye raporu yayınladı. Raporu okuduğunuzda görüyorsunuz ki, Brüksel’deki beyler yine oturmuşlar, fildişi kulelerinden bizim ülkemize nizamat vermeye çalışıyorlar. Bu sefer işi öyle bir raddeye vardırmışlar ki, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yönelik yaptırım uygulanmasını isteyecek kadar gözlerini karartmışlar. Gerekçeleri ne? Efendim, "hukukun üstünlüğü", "siyasi davalar" falan filan...

Peki, ben şimdi buradan o raporu yazanlara, o rapora el kaldıran batılı parlamenterlere sormak istiyorum: Sizin adalet teraziniz sadece kendi işinize gelen, kendi ajandanıza uyan isimleri mi tartar?

Biz bu topraklarda adaletin ne olduğunu da, eksikliğinin canımızı nasıl yaktığını da çok iyi biliriz. Bu ülkenin toplumsal hafızasında öyle kanayan yaralar var ki, yıllardır kabuk bağlamadı. Yıllar önce bir suikastla aramızdan koparılan Muhsin Yazıcıoğlu’nun dosyası bu ülkenin vicdan yarasıdır. Tunceli’de gözümüzün önünde kaybolan gencecik Gülistan Doku’nun akıbeti, hepimizin yürek sızısıdır. Ve daha çok taze, acısı içimizi yakan evladımız Rojin Kabaiş’in dosyasının örtülmemesi, olayın arkasındaki sis perdesinin aralanması için Ankara’da gösterilen o üst düzey çaba, bu ülkede adalet arayışının hala diri olduğunun en büyük kanıtıdır.

Şimdi sormak hakkımız değil mi? Kapanmış faili meçhul dosyaları tek tek açtıran, yetimlerin, mazlumların, evladını kaybetmiş annelerin hakkını savunmak için devletin iradesini ortaya koyan bir Adalet Bakanlığı’nı Avrupa neden görmezden geliyor? Rojin’in hakkını savunmak insan hakkı değil mi? Gülistan Doku’nun ailesinin gözyaşını dindirmeye çalışmak hukukun üstünlüğü sayılmıyor mu?

Sayılmaz. Çünkü onların gözünde adalet evrensel bir değer değil, sadece siyasi bir enstrümandır. Onlar için adalet, kendi belirledikleri birkaç popüler ismin davasından ibarettir. Anadolu’nun bağrında hakkı yenen, faili meçhule kurban giden insanların feryadı Brüksel’in sağır duvarlarına çarpıp geri döner. Onların "seçici geçirgen" adalet anlayışı, bizim insanımızın acısını göremez, görmek de istemez.

Bizim Batman’dan, bu kadim topraklardan batıya söyleyeceğimiz söz nettir: Bir ülkenin hukuk sisteminin asıl meşruiyet kaynağı, Avrupa’nın sipariş raporları değil, kendi vatandaşının vicdanıdır. Bizim batının sahte alkışlarına ihtiyacımız yok. Bizim için asıl başarı; Gülistan’ın anasının, Muhsin Başkan’ın sevenlerinin ve Rojin’in ailesinin "Devletimiz bizim hakkımızı arıyor, arkamızda duruyor" diyebilmesidir.

Avrupa’nın terazisi varsın hileli olsun; bizim asıl güvencemiz bu topraklarda hakkı ve hukuku hakim kılma kararlılığıdır. Adalet, dışarıdan ithal edilen övgülerle değil, bu ülkenin her bir ferdine sağlanan güvenle ayakta kalacaktır.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ