<div>Bizim Dargeçit'te newala aşa'n(Değirmenler Vadisi) diye bir doğa harikası var. İki Dağın arasında dar bir dere ve iki yanı boyunca devam eden bahçeler. Dere her ne kadar kurumuşsa da o naif yeşillik, nar çiçeklerin kokusu, yola sarkan üzüm asmalarının dalları, incir ağaçlarının ihtişamı, bahçe duvarlarını süsleyen böğürtlenler, kuşburnu çiçekleri, yaban kirazı, ardıçlar, karahindiba, devedikenleri ve gulbişe, o cennet bahçelerine kadar soluksuz devam eden harika manzara... Tüm narinliğiyle bir güzellik sofrası sunuyor gözler önüne.</div> <div><strong>Her memlekete gittiğimde mutlaka bu esenlikten nasibimi almaya ve Rabbimin bize bağışladığı bu doğa harikuladesinden istifade etmeye gayret ederim. Çocuklarla böğürtlen toplar, çiçekleri koklar, dut ağacının gölgesinde soluklar, çeşme başından su içer, kurbağa seslerini dinleriz.</strong></div> <div>Bu yoldan sayısız geçmişliğimiz olduğu halde çocuklarla her gittiğimizde bambaşka yeni güzellikler fark ediyoruz. Geçen gittiğimizde yolda bir kaplumbağayla karşılaştık. Sırtında yükü, ağır ve yavaş adımlarla karşıya geçmeye çalışıyordu. Gelen giden araçlara, insanlara, hayvanlara aldırış etmeden, biri beni ezer diye düşünmeden, acele etmeden, telaş yapmadan, kendi dinginliğinde sükunetle yürüyordu.</div> <div><strong>Arabadan indik ve çocuklarla onu izlemeye koyulduk. Onun bu rahat, sakin, asude halini izlerken hayattan neleri kaçırdığımızı fark ettim. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Daha çok iş, daha çok başarı, daha çok ekran, daha çok telaş… Koşarken fark etmediğimiz, kaçırdığımız, göz ardı ettiğimiz onca güzellik, onca iyilik hali. Kaplumbağa ise acele etmez. Her adımını düşünerek atar, sırtındaki yuvasıyla nereye giderse gitsin huzurunu da yanında taşır.</strong></div> <div>Belki de gerçek zenginlik, gerçek mutluluk budur sevgili canlar. Dışarıda aradığımız huzuru, içimizde taşıyabilmek. Yangınlar çıksa da, fırtınalar kopsa da, kendi yüreğimizin sığınağına yerleşebilmek.</div> <div>Kaplumbağa bize şunu hatırlatıyor: Dünyanın bu başdöndürücü hızı karşısında yavaşlamak, geri kalmak değildir. Bazen yavaşlamak; çevremizi fark etmek, Rabbimin sonsuz ikramlarının farkına varmak, tefekkür etmek, sevdiklerimize vakit ayırmak, bir çocuğun gülüşünü, bir ağacın gölgesini, bir karıncanın yürüyüşünü, bir bardak çayın, bir kitabın kokusunu, bize vaadedilen ömrün kıymetini, ibadetin esenliğini, bir duanın maneviyatını gerçekten hissedebilmek demektir. Hayatın en güzel anları hızda, koşmakta değil, yavaşlığın, durgunluğun, sakinliğin içinde saklıdır.</div> <div><strong>Bugün yapmamız gereken belki de biraz kaplumbağa olmaktır. Acele etmemeli, daha fazla dinlenmeli, daha çok süktetmeliyiz. Ne kadar yol gittiğimizin hiç önemi yok çünkü. Mühim olan giderken kendimize ne kattığımız, heybemize ne doldurduğumuz ve hayatımızda ne biriktirdiğimizdir.</strong></div>