<div>Hayatım boyunca spor üzerine bir köşe yazısı yazmadım. Hatta dürüst olmak gerekirse, doksan dakika boyunca bir futbol maçını başından sonuna kadar izlediğimi de hatırlamıyorum. Çocukluğumdan beri ilgimi çeken alan siyaset oldu. Devletlerin nasıl yönetildiğini, parlamentoların nasıl çalıştığını, tarih boyunca toplumların hangi süreçlerden geçtiğini anlamaya çalıştım. Bu nedenle futbolun teknik yönü hakkında ahkâm kesmek gibi bir niyetim de yoktur.</div> <div><strong>Ancak bazen mesele futbol olmaktan çıkar. Bazen mesele, bir yöneticinin halkına nasıl konuştuğu meselesidir. İşte bugün kalemi elime almama neden olan konu da budur. Türkiye Milli Takımı’nın aldığı sonuçlar elbette tartışılabilir. Kazanmak da vardır, kaybetmek de. Başarı da sporun içindedir, başarısızlık da. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat eleştirilere karşı verilen tepkiler, alınan sonuçlardan çok daha fazla konuşulmayı hak etmektedir.</strong></div> <div>Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın kamuoyuna yönelik kullandığı sert ve tehditkâr üslup kabul edilebilir değildir. Eleştiri karşısında öfkeye kapılan, vatandaşın söz söyleme hakkını küçümseyen bir yaklaşım demokratik kültürle bağdaşmaz. Hele ki milyonlarca insanın umut bağladığı, takip ettiği ve dolaylı ya da doğrudan kaynak aktardığı bir yapının başında bulunan bir yönetici için bu tavır çok daha ağır bir sorumluluk doğurmaktadır.</div> <div>Bir ülkede vatandaşın görevi yalnızca alkışlamak değildir. Gerektiğinde sorgulamak, eleştirmek ve hesap sormaktır. Eğer bir kurum başarısız sonuçlar alıyorsa, o kurumun yöneticileri de eleştirilere açık olmak zorundadır. Büyük bütçelerin konuşulduğu, milyonlarca liranın harcandığı bir yapıda vatandaşın birkaç çift söz söylemesinden daha doğal ne olabilir? Yönetici olmak, övgüyü kabul edip eleştiriyi suç saymak değildir.</div> <div><strong>Daha da dikkat çekici olan ise, eleştiriler karşısında Adalet Bakanlığı’nın göreve çağrılması yönündeki açıklamalardır. Hukuk devleti, kişisel dostlukların ya da yakın ilişkilerin etkisiyle çalışan bir sistem değildir. Adalet mekanizması yalnızca hukuk kurallarıyla hareket eder. Bu nedenle herhangi bir makam sahibinin, eleştiriler karşısında yargısal süreçleri ima eden açıklamalar yapması kamu vicdanını rahatsız etmektedir.</strong></div> <div>Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey tehdit dili değil, hesap verme kültürüdür. Makamlar insanları korkutmak için değil, millete hizmet etmek için vardır. Kamu görevi üstlenen herkes bilmelidir ki vatandaşın eleştirisi düşmanlık değil, demokratik denetimin en temel unsurudur. Halkın sesini bastırmaya çalışmak hiçbir kuruma itibar kazandırmaz. Tam tersine, güven kaybını daha da derinleştirir.</div> <div>Bu nedenle Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın ya kamuoyundan açık bir şekilde özür dilemesi ya da bulunduğu makamın gereğini yerine getirerek istifa etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kaybeden yalnızca bir takım olmamalıdır. Kaybetmesi gereken asıl şey, vatandaşın karşısına güç gösterisiyle çıkan, eleştiriyi tehdit olarak gören ve mafyavari söylemleri meşrulaştırmaya çalışan anlayıştır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey korku dili değil; sorumluluk, nezaket ve hesap verebilirliktir.</div>