Batman’ın yeri her zaman ayrı… Ama burada, kutsal topraklarda yaşadığım duyguları anlatmak gerçekten çok zor. Çünkü insan buraya gelince sadece bir yolculuk yapmıyor, adeta kendi içine, kalbine ve geçmişine de yolculuk yapıyor.
Evet, bugün buralar büyük binalarla, betonlarla dolmuş olabilir ama o manevi hava hâlâ insanın içine işliyor. Rehber imamlarımız geçmişte Peygamber Efendimizin ve diğer peygamberlerin yaşadığı zorlukları anlattıkça insanın yüreği parçalanıyor. Buraya gelince şunu fark ediyorsun; biz çoğu zaman hayatı sadece yaşamışız gibi yapmışız. Sadece nefes almışız ama maneviyatı tam hissedememişiz. İnsan burada kendini sorguluyor, duygulanıyor, içten içe değişiyor.
Bir de bu yolculuğun benim için çok ayrı bir anlamı var… Rahmetli annemin bana bir vasiyeti vardı. Hep derdi ki:
“Oğlum git kendini hacca yazdır. Millet sana ‘Hacı Erkan’ desin.”
Ben de ona hep takılırdım:
“Anne bu kadar insanın içinde bana mı çıkacak?” derdim.
Ama o hiç vazgeçmezdi.
“Yazdır oğlum… Daha yaşın genç. İster 10 sene sonra çıksın ister 20 sene sonra… Sen o zaman daha 50 yaşlarında olursun yine gidersin.” derdi.
Annem vefat ettikten sonra bu sözleri hep aklımdaydı. Onun vasiyeti gibi gördüm, gittim kendimi hacca yazdırdım. Sonra da oluruna bıraktım. Zaten kayıtlar her sene otomatik yenileniyordu. Ve bu sene Rabbim nasip etti… Bu sene ismim çıktı. Şimdi burada yaşadığım her an bana annemi hatırlatıyor. Sanki onun duası beni buraya getirmiş gibi hissediyorum.
Özellikle Ravza’da, Peygamber Efendimizin kabrine yaklaştığım anı hayatım boyunca unutamam. O an gözyaşlarıma hâkim olamadım. Bir de başımdan öyle bir olay geçti ki, hâlâ düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. İçerisi milyonlarca insanla dolu, ben ise en arka taraflardayım. Bir anda bir asker sürekli bana el işareti yapmaya başladı. Önce korktum, “Acaba yanlış bir şey mi yaptım?” diye düşündüm. Çünkü o kadar insanın içinde beni çağırması imkânsız gibi bir şeydi. Yanına gittim, bana “Gel, öne otur” dedi. İşte o an hıçkıra hıçkıra ağladım. O kadar insanın içinde beni fark etmesi, beni çağırması… Allah beni ona nasıl gösterdi bilmiyorum ama o an benim için unutulmaz bir manevi işaretti.
Mekke’ye geldikten sonra da bambaşka duygular yaşadım. Dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca Müslüman’ın namaz kılarken yöneldiği Kâbe’nin tam karşısında olmak anlatılmaz bir duygu. Yıllardır binlerce kilometre uzaktan yöneldiğin yerin şimdi tam önündesin… İnsan nasıl duygulanmasın?
Kâbe’nin etrafında yedi kez tavaf yaptık. O kalabalığın içinde içimden bir ses “Mutlaka gidip o mübarek duvara dokunacaksın” diyordu. İki arkadaşımı yanıma aldım, birbirimize siper olduk ve o kalabalığın içinde ilerledik. Sonunda Kâbe’nin duvarına dokundum, yüzümü sürdüm, öptüm. İnanın, o anı tarif edecek kelime bulamıyorum.
Buraya geldiğim günden beri de çok farklı şeyler yaşıyorum. Rahatsızlandım, vücudum yaralarla doldu. Özellikle sol göğsümde ve kalbimde olan ağrıdan dolayı dışa çıkan yarılar beni çok zorladı. Sol tarafımda sürekli bir yanma hissi vardı. Bir gün bir imama anlattım, “Kalbim yanıyor gibi hissediyorum” dedim. Bana dönüp şöyle dedi:
“Sen Allah’ın sevdiği kullardansın. Günahların dökülüyor.”
İnanın o söz bile insanın içine işliyor. Burada yaşadığım her şeyi bir hikmet, bir işaret gibi görüyorum.
Bugün de beni çok duygulandıran başka bir olay yaşadım. Arafat’a gittik, Müzdelife’ye gittik, Sevr Mağarası’nı ziyaret ettik. Rehber hocamız yarın umre yapacağımızı söyledi. Özel otobüs tutulduğu için kişi başı ücret gerektiğini söyledi. İçimden “Ben vereyim, annemin hayrına olsun” diye geçirdim. Ama benden önce Oktay isminde bir arkadaşımız davranıp “Ben vereceğim hocam” dedi. İçimde kaldı açıkçası…
Sonra akşam üzeri hocamız gruba mesaj attı. “Ben bilgiyi yanlış vermişim, ücret 250 riyal değil 500 riyal” dedi. Ben de hemen gruba yazdım:
“Kimse benden önce davranmadan ben vereyim. Oktay kardeşimiz 250’yi verdi, kalan 250 riyal olan tutarı da ben annemin hayrına veriyorum.” dedim.
Bir de şunu ekledim:
“Ben bugün buradaysam annemin duası ve emeği sayesinde buradayım. Yarın yapacağımız umrede tüm kafilemiz anneme dua etsin.”
Hocamız da çok duygulandı, “Allah razı olsun Erkan abi” dedi. O an içim öyle huzur doldu ki anlatamam. Sanki annemin ruhu oradaydı, sanki onun duası kabul olmuş gibiydi.