?>

Erdal Kaya: Hayat Kısa, Kahkaha Uzun!

Ümit Can

12 ay önce

Erdal Kaya… Sahneye ilk çıktığında, Batman’ın tozlu sokaklarında yankılanan ilk alkışı duyan çocuktan fazlasıydı: O, gülmeyi bir direniş biçimine, mizahı ise bir dile dönüştüren adam!

Sanki bir mizah laboratuvarında genetiğiyle oynanmış gibi; biraz trajedi, bolca komedi, üzerine de ince bir gerçeklik serpintisi… Sahneye çıkışını, apartman ziline basıp kaçan çocuğun heyecanına benzetiyorum. Gülmekle gülmemek arasında kalırsın; çünkü anlattığı şey bir yandan trajikomik, bir yandan “ya ben bunu yaşadım galiba?” dedirten türden.
Onun hikâyesi, tiyatro salonlarının yaldızlı koltuklarından değil, Batman’ın sıcak ve tozlu sokaklarında geçerek yazıldı. Lakin kelimelerle değil; mimikle, replikle, alkışla… Kürtçeyi sadece konuşmakla kalmadı, sahneye çıkardı. Ona kostüm giydirdi, mikrofona fısıldattı, gürül gürül güldürttü.

Stand-up yapıyor, ama öyle düz değil; kelimeleri cımbızla seçiyor, kahkahaları tornavidayla sıkıyor. Kürtçe anlatıyor hikâyesini, hem güldürüyor hem içini oyuyor insanın. Dilin köküne dokunurken, o kökten çıkan çiçekle seyircinin suratına vuruyor!

Sahnede tek başına duruyor ama arkasında bir şehir var, bir dil var, bir çocukluk var. Bazen öyle bir şey söylüyor ki salonda kahkahalar patlarken arka sıradaki bir seyircinin kalbi cız ediyor. Çünkü Erdal, mizahı bir palyaçonun makyajı gibi değil; cerrahın neşteri gibi kullanıyor.
Pandemi döneminde ekranlardan evlerimize “Bakî” karakteriyle sızarken, aslında hepimizin içindeki o unutulmuş, muzip, yorgun ama pes etmeyen adamı oynuyordu. Sonra ne oldu? "Vik û Vala" geldi. Yani absürdün dibine vuran, kahkahanın gözyaşına karıştığı gösteri… Bu gösteriyle Erdal, Anadolu’yu bir uçtan öbür uca şaka şaka gezdi. Şimdi “Zikopişto” adlı yeni gösterisiyle seyirci karşısına çıkan Kaya, İstanbul’dan Berlin’e, oradan Kanada’ya kadar uzanan bir kahkaha haritası çizdi. Ama bu harita düz değil, bol virajlı ve her virajda yeni bir kahramanla tanışıyorsun. Belki eski sevgilin, belki ilkokul öğretmenin, belki de çocukken küfrettiğin o komşu. Çünkü Erdal’ın mizahı, tanıdık suratların karikatürüdür.

Alkışları da, kültür şoklarını da çeviriye gerek kalmadan topladı. Çünkü mizah, doğru kişide evrensel bir tokat gibidir.

YouTube’da skeçler, turnelerde kahkahalar, arada memleket meselelerine ince ayar göndermeler… Kaya sadece sahneye çıkmıyor; çıkarken yanına ana dilini, kimliğini, çocukluğunu, Batman’ın is kokan rüzgârını da alıyor. Yerelden elindeki sepete tıkış tıkış doldurduğu malzemelerle her damak zevkine hitap edecek evrensel bir yemek pişirerek çıkıyor seyircinin karşısına.
Sonuç olarak Erdal Kaya bir tiyatrocu değil sadece; o, gerçekliğe yumruk atarken eli acımayan adamlardan. Mikrofonun ucuna sıkıştırılmış bir manifesto belki de... Sadece güldürmez, sahnede görünmez acıların suretini de çıkarır ve onları mizaha çevirir. Kaya, mikrofonla stand-up değil; bir halkın tebessümle ayakta kalma hikâyesini anlatır. Ve her alkış, biraz daha umut demektir.
YAZARIN DİĞER YAZILARI