?>

Son Viking’in ardında kalan sessizlik

Ümit Can

5 ay önce

Bazı filmler vardır, izlersiniz ve “iyi yapılmış” dersiniz. Bazıları vardır, içinizde bir yer kaşır ama adını koyamazsınız. Den sidste viking üçüncü türden: Sizi rahat bırakmayan, koltuğunuzdan kalksanız bile aklınızdan çıkmayan filmlerden. Anders Thomas Jensen bu kez seyirciyi sarsmak için ne bağırıyor ne de elindeki sinema sopasıyla kafasına vuruyor. Daha tehlikeli bir şey yapıyor: Susuyor.

Susmak kolay iş değildir. Özellikle sinemada. Herkesin bir şey söylemek, bir mesaj vermek, hatta mümkünse mesajın altını fosforlu kalemle çizmek istediği bir çağda Jensen, geri çekiliyor. Kamerayı da geri çekiyor. Ortaya da “son” denilen o tuhaf hâli bırakıyor: Bir insanın, bir düşünme biçiminin, belki de bir çağın sonunu.

Film bize Vikingleri anlatmıyor. Zaten mesele de bu değil. Viking burada bir sembol. Güçlü olmanın, sert durmanın, duygularını yutkunarak geçiştirmenin sembolü. Yani son derece tanıdık bir şey. Hepimizin içinde biraz Viking yok mu zaten? Güçlü görünmeye çalışırken içten içe yorulan, kimseye belli etmeden çözülen…
Jensen’in ustalığı, bu çözülmeyi dramatize etmemesinde. Büyük sahneler yok, “işte burası önemli” diye bağıran anlar yok. Hayat nasıl akıyorsa film de öyle akıyor. Yavaş, bazen sıkıcı, bazen acı verici ama hep sahici. Sinema perdesinde değil de sanki mutfakta, koridorda, sessiz bir akşamüstünde geçiyor her şey.

Mizah deseniz, Jensen burada da bildiğimiz Jensen. Ama bu kez kahkaha değil, acı bir tebessüm peşinde. Gülüyorsunuz ama hemen ardından “Ben niye güldüm şimdi?” diye düşünüyorsunuz. Çünkü bu mizah, insanın kendine tuttuğu bir ayna gibi. Bakması rahatsız edici ama bakmamak da mümkün değil.

Oyunculuklar ise “oyunculuk” kelimesini neredeyse gereksiz kılıyor. Kimse rol yapmıyor, herkes var oluyor. Kamera karşısında değil de hayatın tam ortasında duruyor gibiler. İşte bu yüzden film, bitince bitmiyor. Salon kararıyor ama hikâye içinizde yanmaya devam ediyor.
Den sidste viking bize bir cevap vermiyor. Zaten cevap çağında değiliz. Soru çağındayız. “Güçlü olmak ne demek?”, “Bir insan ne zaman tükenir?”, “Bir çağ gerçekten biter mi, yoksa biz mi ona tutunmayı bırakırız?” Jensen bu soruları soruyor ve sonra usulca kenara çekiliyor.

Belki de bu yüzden film bu kadar etkili. Çünkü seyirciyi akıllı yerine koyuyor. Düşünmesini istiyor.

Son Viking bitiyor, perde kapanıyor. Ama insan ister istemez şunu düşünüyor: Acaba biz de bir şeylerin sonuna mı bakıyoruz, yoksa hâlâ Viking gibi davranmaya mı çalışıyoruz? Jensen cevap vermiyor. Zaten iyi sinema cevap veren değil, insanı kendi cevabıyla baş başa bırakandır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI