Bu sezonun en trajik maçlarından birini izledik. İki kez, iki farklı skorla öne geçmemize rağmen son on dakikada yediğimiz iki golle sahadan 4-4 beraberlikle ayrıldık. Şaka gibi ama gerçek.
Diğer bir şaka da Sincan Belediye Ankaraspor’un son üç haftada sadece üç gol atabilmiş olması. Ancak sahamızda, tek maçta bize dört gol attılar. Bir rakip bay geçiyor, diğer rakipler takır takır kazanıyor. Biz ise yine elimizle güzelim puanları ikram ediyoruz.
Şimdi ne yazalım, neler yazalım? Kazanacağız derken böyle kayıplar yaşanınca insan üzülüyor, üzüldükçe de yazmakta zorlanıyor. Sıkıntıya girince nefes almakta zorlandığımız gibi… Artık nefes alamıyoruz.
Her hafta, kazansak bile oyun anlamında ve futbolcu bazında eksiklikleri tek tek yazıyorum. Hatta bu kez ilk defa fatura keseceğim. Takımdaki her futbolcunun ve teknik heyetin iyi niyetinden ve samimiyetinden şüphem yok. Çoğu ile iletişimim de gayet iyi. Ancak yeri geldiğinde nasıl eleştirdiğimi de iyi bilirler.
Alkışladığımız ve güzel cümleler kurduğumuz haftalardan sonra, özellikle son iki maçta kalecimiz Yusuf’u tanıyamıyorum. Ankaraspor’un attığı ilk iki gol için talihsizlik ve şans dedim ama sonrasına artık “olmaz” dedim. Kaleye gelen her top gol oldu. Maçın içinde değildi sanki. Bu nedenle bu sonucun ilk sorumlusu olarak maalesef kalecimiz Yusuf Balcıoğlu’nu görüyorum.
Diğer sorumlu ise Teknik Direktörümüz Serdar Bozkurt. Sahaya sürdüğü ilk 11 başlangıçta iyi görünse de şans verdiği genç Berkay, sol açıkta yokları oynadı. Yaptığı top kayıplarıyla rakibe fırsatlar verdi. “İlk maçları, alışma dönemi” dersiniz, evet; ancak kaybedilen puanlar buna tahammül göstermez. Hoca, ikinci yarıda onu oyundan aldı. Yerine giren Furkan ise adeta rüzgâr gibi esti; koştu, mücadele etti ve sonunda asistini de yaptı. Hocanın yaptığı tek iyi iş bu oldu.
Sonrasında ise defalarca yerde kalan ve sakatlanan Onur’u sanki zorla oyunda tuttu. Sakatlanan bir futbolcudan ne verim alabilirsiniz? Takım 4-2 öndeyken, son on dakikada bu sonucu korumaya yönelik bir plan ve çaba yoktu. Kriz anlarında hocanın “Ben buradayım” demesi gerekirken, o da sonuca bakakaldı.
Bu puan kaybıyla birlikte Onur’u ve yediği kartla cezalı duruma düşen Emirhan’ı da kaybettik. Emir Alagöz’ün omzundaki sıkıntıyı, Bünyamin’in ilk yarıyı kapattığını yazmıyorum bile. Zorlu süreç, bu eksiklerle daha da zorlaşıyor. Bir an önce devre arasına, kayıpsız şekilde girmemiz şart.
Böylesine basit kaybedilen puanlar olunca kara bulutlar üzerimizden eksik olmuyor. Oysa kazansaydık Atabey ve Mert Örnek’in mücadelelerini ve attıkları golleri konuşacaktık. Oyuna sonradan giren Furkan Rüzgâr’ın etkisini gururla yazacaktık. Hafta içi olmasına rağmen işini, gücünü, okulunu bırakıp bu soğukta takımını desteklemeye gelen yürekli taraftardan söz edecektik. Ancak hepsi, şaka gibi kaybedilen iki puanın gölgesinde kaldı.
Ama ben yine her zamanki gibi umutlu olacağım. Lig uzun bir maraton ve hâlâ zirveye yakınız. İlk yarıda kalan üç haftayı kazanarak bu günleri telafi edeceğiz. Rakipler bu süreçte birbiriyle oynayacak. Yeniden liderlik koltuğuna oturabiliriz. Sonrasında yönetim gerekeni yapacaktır. Kaliteli transferler ve iyi bir kamp süreciyle ikinci yarıya fırtına gibi başlayacağımıza inanıyorum.
Umudunu kaybedenler kaybedecek; biz kaybetmeyeceğiz.
İnançla yazıyorum: Biz kazanacağız.
İnançla yazıyorum: Biz kazanacağız.