Ağacı sevmek yetmez, sahiplenmek gerekir

Ağacı sevmek yetmez, sahiplenmek gerekir

Ağaç sevgisi, insanın doğayla kurduğu en kadim ve en hayati bağlardan biridir.

Ağaç yoksa yeşil örtü yoktur, yeşil örtü yoksa oksijen, serinlik, nem yoktur.

Ağaç olmazsa yağmur azalır, kuşların konacağı dal, yuva yapacağı gövde kalmaz.

Heyelan artar, toprak yamaçlara tutunamaz.

Masamızdan sandalyemize, kalemimizden kitabımıza kadar bunun ham maddesi ağaçtır.

Ağaç yoksa kapısız, penceresiz, sobasız, tandırsız bir yaşam düşünmek zorunda kalırız.

Kısacası ağaçsız bir doğa, ağaçsız bir dünya mümkün değildir.

Ağaç sadece sobada, fırında yakılan odun ya da gölge sağlayan bir nesne değildir.

Ağaç güzelliktir, çiçektir, meyvedir, berekettir.

Ama her şeyden önce sabırdır.

Bugün dikilen bir fidan, yarının geleceği ve gölgesidir.

Ağacın faydaları saymakla bitmez; asıl sorun, bu faydaları bilmemize rağmen ağacı yeterince sahiplenmememizdir.

Toplum olarak en büyük eksiklerimizden biri de ağaçlara yaklaşımımızla ilgilidir.

Ağaç sevgisi çoğu zaman sadece göstermelik oluyor.

Fidan dikim törenleri, fotoğraflar, sosyal medya paylaşımları…

Ekerken herkes orada; alkışlar, birbirini övmeler…

Peki ya sonrası?

O ağacın can suyu, düzenli sulaması, bakımı, korunması, sahiplenilmesi kimin sorumluluğunda?

Kimse işin burasını düşünmüyor.

Ağaç dikimi en kolayıdır.

En basitinden, bundan bir ay önce gazetelerde ve sosyal medyada büyük bir şovla dikilen ağaçların bir kısmının, yanlış dikim ya da can suyu verilmediği için kuruduğuna dair görüntüler gönderildi bana. İnanın, içim gitti.

Daha önce de müftülüğe ait bir caminin avlusunda kesilen ağaçları “Sahipsiz ağacın cenazesi” başlığıyla yazmıştım.

Okuyanlar hatırlayacaktır.

Ne yazık ki bu tür vakalar istisna değil; etrafımızda onlarcası yaşanıyor.

Ne yazık ki toplumda “Ben diktim, ister keserim” anlayışı hâkim.

Tıpkı “çocuğumu severim de döverim de” diyen zihniyet gibi.

Ağaç kesenlere “Niye kesiyorsunuz?” diye sorulduğunda hemen “On misli daha dikeriz” diyerek savunmaya geçiliyor.

Oysa bir ağacı yetişkin hâle getirmek artık hiç de kolay değil.

Küresel ısınma, iklim krizi, kuraklık; hepsi ağaçların tutmasını ve gelişmesini ciddi biçimde etkiliyor.

Eskiden susuz yetişebilen pek çok ağaç artık doğada tutunamıyor.

Su isteyen ağaçlar ise daha fazla bakım ve ilgi istiyor. Bu nedenle var olan ağaçlar her zamankinden daha fazla sahiplenilmeli.

Var olan ağaçları korumadan, bakımını yapmadan fidan dikmenin de pek bir anlamı yoktur.

Önce elimizdeki ağacı sevip dövmemeyi öğrenmeliyiz.

Ağaçları doğru ve zamanında budama, yeterli sulama, dış etkenlerden koruma ve en önemlisi sahiplenme… Ağaçla kurulan ilişki reklam ve şovla değil, içten sevgi ve emekle olur.

Unutmamak gerekir ki her bir ağaç, doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Ağaç özel bir alana dikilmiş olsa bile artık kamusal bir değere dönüşür.

Faydası sadece o bahçeyle sınırlı değildir; ekosisteme katkı sunar, havayı temizler, erozyonu önler.

“Yaprak döküyor”, “önümü kapatıyor”, “böcek yapıyor” gibi basit gerekçelerle ağacın kesilmesi kabul edilemez.

Hele hele dikilip kaderine terk edilmesi, kurumaya bırakılması hiç kabul edilemez.

Ayrıca günümüzde sık sık karşılaştığımız yanlışlardan biri olan ağacı siyasi malzeme, reklam ve şov aracı olarak kullanmak büyük bir yanlıştır.

Ağaç ve doğa siyaset üstü bir meseledir.

Gerçek ağaç sevgisi fotoğraf karesine sığdırılarak paylaşmak değil, sulama bidonunda, budama makasında ve yıllar süren sabırda gizlidir.

Ağacı sevmek yetmez, sahiplenmek gerekir.

Ağaç dikimi, sahiplenilmesi ve korunması herkesin görevidir, bir minnet ya da lütuf değildir.

Toplum ve tüm kurumlar bu inançla meseleye yaklaşmalıdır.

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ