Bulutlarımız da baharımız da geri geldi

Bulutlarımız da baharımız da geri geldi

Tarihe not düşülmesi gereken bir yıl yaşıyoruz. Uzun zamandır unuttuğumuz sahici mevsimlerle yeniden karşı karşıyayız. Kışın gerçekten kış gibi yaşandığı, karın toprağa rahmet gibi indiği, ayazın insanın iliğine kadar işlediği bir mevsim geçirdik. Geceleri sıcaklıkların eksi 11 dereceleri gördüğü günler yaşandı. Aralık ayının son haftasında başlayan kar yağışı birkaç kez tekrar etti; dağlar, ovalar ve vadiler uzun süre beyaz örtü altında kaldı.

Batman’ın buzları olarak bilinen, geçmişte zirvesinden kar eksik olmayan Mereto Dağı’na nisan ayında bile kar yağdı. Kuruyan pınarlar yeniden canlandı, dereler coştu, yıllardır kurumuş asırlık çeşmeler yeniden gürül gürül akmaya başladı. Yağışlar öylesine bereketliydi ki nehirler taşarak yolları ve köprüleri etkiledi. Batman Çayı üzerindeki köprü ayaklarının zarar görmesi nedeniyle Batman–Diyarbakır çevre yolu ulaşıma kapandı ve hâlâ ulaşıma açılmış değil.

Öte yandan sert geçen kışın bedelini özellikle ılıman iklimi seven incir, nar ve zeytin ağaçları ödedi. Don olayları nedeniyle birçok ağaç kurudu. Nisan ortasında meralara çıkması gereken hayvanlar ise yağış ve soğuk nedeniyle hâlâ ahırlarda tutuluyor. Aralık sonunda başlayan yağışlar kısa aralıklarla devam etti ve bölge, son yarım yüzyılın yağış bakımından en bereketli dönemlerinden birini yaşadı.

Ben bu satırları kaleme alırken dışarıda ince bir yağmur yağıyor, termometreler ise 14 dereceyi gösteriyordu. Yazlık kıyafetler hâlâ dolaplardan çıkarılmış değil. Mayıs ayının sonuna yaklaşmamıza rağmen insanlar kışlıklarını giymeye devam ediyor. Bu mevsimde kayısıların ağaç dallarında sararması gerekirdi; oysa ağaçlar hâlâ yemyeşil. Hazirana sayılı günler kalmasına rağmen doğa adeta ilkbaharın en güzel günlerini yaşıyor. Her yer güllük gülistanlık…

Aslında yaşadığımız durum anormal değil; olması gereken tam da budur. Kışı kış gibi, baharı bahar gibi, yazı yaz gibi, sonbaharı da sonbahar gibi yaşamak insan ruhuna huzur verir. Doğanın dengesi ancak mevsimlerin kendi tabiatında akmasıyla mümkündür.

Son yıllarda kuraklık, küresel ısınma ve iklim krizine dair kaygılar toplumun ortak korkusu hâline gelmişti. Ancak bu yıl yağan yağmurlar, yeniden yeşeren topraklar ve semalardan eksilmeyen bulutlar insanlara umut verdi. Bulutlarımızın ve baharımızın nasıl geri geldiği konusu artık sadece bir gözlem değil; bilimsel araştırmalara konu olması gereken ciddi bir meseledir.

Çünkü yıllardır mevsimlerin doğal düzeninden uzaklaştığını, yağış rejimlerinin değiştiğini, toprağın kuruduğunu gördük. Şimdi ise birdenbire eski iklim hafızasını hatırlatan bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun nedenleri bilim insanları tarafından detaylı biçimde incelenmeli; atmosfer hareketlerinden bölgesel iklim değişikliklerine kadar her ihtimal objektif verilerle değerlendirilmelidir.

Elbette geri gelen bulutlar ve bahar mevsimiyle ilgili olarak halk arasında farklı yorumlar da yapılıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın ardından bazı bulut tohumlama tesislerinin devre dışı kaldığı, bunun da iklimin doğal seyrine dönmesine yol açtığı yönünde çeşitli iddialar dillendiriliyor. İklim mühendisliği ve bulut tohumlama uzun süredir dünya kamuoyunda tartışılan konular arasında yer alıyor. Ancak bu konuda ortaya atılan her iddianın bilimsel kanıtlarla değerlendirilmesi gerekir.

“Bulutların çalınması” üzerine daha önce yazdığım bir yazının ardından, bilgeliğine güvendiğim bir akrabam beni aradı ve şunları söyledi:

“1970’li yıllarda bölgede bazı esrarengiz uçak benzeri cisimler görülürdü. Sonrasında kuraklık başlamıştı. O dönem insanlar bunların Şahê Ecem’in, yani İran Şahı’nın, bulutları kendi tarafına yönlendirmek için gönderildiğini konuşurdu.”

Bu anlatılanların ne kadarının gerçek, ne kadarının halk hafızasında yer edinmiş bir efsane olduğunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Uzun yıllar sonra hem bulutlarımız geri geldi hem de baharımız.

Bugün semalarımızda yeniden bereket taşıyan bulutlar dolaşıyor. Toprak yeniden nefes alıyor. Kuraklık korkusunun yerini umut alıyor. Belki de insanlık, doğanın dengesine müdahale etmenin sonuçlarını yeniden düşünmek zorundadır. Çünkü doğa bazen sessizce çekilir; bazen de bütün ihtişamıyla geri döner.

Temennimiz odur ki geri gelen bulutlarımız ve baharımız, iklimin doğal seyrine uygun şekilde hep var olsun.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ