Ahlaki erozyona sessiz kalmak!
- 14-08-2025 16:45
- 1184
Geçtiğimiz günlerde, telefonumda kayıtlı olmayan bir numaradan beni arayan bir okurum, öfkeli bir ses tonuyla “Merhaba” dedikten sonra içini dökmeye başladı:
“Sen ki değerlerine bağlı birisin, görmüyor musun bu çağın felaketini? Neden yazmıyorsun, neden sessiz kalıyorsun?"
Şaşkınlıkla sordum:
“Neyi görmüyorum, neyi yazmalıyım?”
Devam etti:
“Modernlik, çağdaşlık adı altında toplum ahlaki bir uçuruma doğru sürükleniyor. Benliğimizi, kimliğimizi, değerlerimizi, inancımızı yitiriyoruz. Bari sen susma, sen yaz!"
Bu konuşma, iç dünyamda bir sorgulama sürecini başlattı birden.
Zaten uzun süredir toplumsal değerlerdeki hızlı değişim ve ahlaki çözülme beni derin bir endişeye sevk ediyordu.
Toplumsal çürüme günümüzde en tehlikeli sorun hâlini almış durumdadır.
Gün geçtikçe geleneksel değerlerden uzaklaşan, hızla yozlaşan bir toplum hâline geliyoruz. Özellikle gençlerin davranışları, giyimleri, konuşma tarzları ve genel tutumları ciddi bir kimlik erozyonunun habercisidir.
Erkek ya da kadın fark etmeksizin, birçok kişinin kıyafetleri neredeyse bedeninin üçte ikisini örtmüyor. Üslup yok, bilinç yok, inanç ve ilke yok. Herkes sadece gösteriş, haz, tüketim ve ihtiras peşindedir adeta.
Bu yaşam hiç de bize ait değildir.
Bizim kültürümüz, değerlerimiz, inançlarımız bu olamaz.
Bu şekilde devam edersek, varacağımız yer felaketten başka bir nokta olmayacak.
Toplumun temel direği olan ahlak, toplumu ayakta tutan, bireyleri ortak değerler noktasında buluşturan en önemli unsurdur.
Ahlaki değerlerden yoksun bir nesil, her şeyden önce kendi kimliğini ve geleceğini kaybeder.
Ahlak sahibi olmak;
• Haksızlıktan, sömürüden uzak durmaktır,
• Utanma duygusuna ve terbiyeye sahip olmaktır,
• Nerede, nasıl davranacağını bilmektir,
• Verdiği sözü ne olursa olsun tutmaktır,
• Yoz ve çıkar ilişkilerinden uzak durmaktır,
• Giyimine, üslubuna, beden diline dikkat etmektir,
• Arzularına, ihtiraslarına hâkim olmaktır,
• Kültürüne, tarihine, inancına ve kimliğine sahip çıkmaktır.
Ahlak, tek başına bir ideoloji ya da din değildir; başlı başına bir duruş ve erdemdir. Vicdan sahibi olmanın temelidir.
Bizler 80 kuşağıyız. O dönemin değerlere bağlılığını hatırlıyor ve arıyoruz. O yıllarda sadece dini hassasiyetleri olanlar değil, kendilerine “devrimci” ya da “talebe” diyenler de özellikle toplumda ahlaki çizgiye önem verirlerdi.
Batman’da kız ve erkeğin el ele tutuşması, dar ve açık kıyafetler giymesi hoş karşılanmaz, halkın değerlerini önemseyenler tarafından uyarılırlardı.
Bu konuda hassasiyetler en üst seviyedeydi ve yozlaşmaya karşı da ciddi bir duruş sergilenirdi; bazen bu duruş, kural dinlemeyenlere karşı şiddete kadar varırdı ki bu elbette savunulacak bir yöntem değildir. Ama ahlaki duyarlılığın ne denli yüksek olduğu bu örneklerden de anlaşılıyor.
Bugün ise ne yazık ki, bu değerlere sahip çıkanlar “gerici” ya da “yobaz” olarak yaftalanıyor.
Oysa tam tersi: Değerlerine, inancına, kimliğine, geçmişine sahip çıkan birey, çürüme ve asimilasyona teslim olmayan güçlü bir kişiliğe sahip olduğu anlamına gelmektedir.
Toplumumuzda yaşanan modernleşme ve çağdaşlık adı altındaki yozlaşma, hızla kimliğimizi ve değerlerimizi yok etmektedir.
Erkek, kadın fark etmeksizin günden güne değerlerimizden kopuyor, köksüz bir hâl alıyoruz.
Bu noktada aileden başlayarak toplumun her katmanında bir ahlaki bilinçlenmeye ihtiyaç var.
Bu dönüşümü gerçekleştiremezsek, hem inanç hem de etnik kimliğimiz zamanla yok olup gidecek.
Unutmamalıyız ki;
Değerlerden kopmak çağdaşlık değil, bilakis çağın dayattığı yozlaşmanın değirmenine su taşımaktır.
Ahlaklı her bir birey, güçlü toplumun temelidir.
Ahlaki erozyona karşı sessiz kalmak suça ortak olmaktır.
Şimdi bu önemli konu üzerinde durmasak, yarın çok geç olabilir.
Her türlü yozlaşmaya ve kimliksizleştirmeye hayır!