Barış bir adım yakınken bu veda da neyin nesi?

Barış bir adım yakınken bu veda da neyin nesi?

Barışın dervişi mi?

Barışın hamalı mı?

Barışın gülü mü?

Barışın namuslu şövalyesi mi?

Barışın onuru mu?

Barışın ak yüzü mü?

Barışın yaralı güvercini mi?

Ne dersen diyeyim, barışa dair her söz size yakışır, biliyorum.

Çünkü 50 yıldır Türkiye’de herkes barış içinde yaşasın diye en çok siz uğraştınız.

Şahidiz, halis muhlis gerçek bir barış savunucusuydun.

Barışın en gerçek savunucusu,

“Barış umuttur” diyordun.

“Barış yaşatır”

Barış öldürmez” diyordun.

Bu kadar inanan birinin barış aşkına ölüm yatağından yeniden uyanır mutlaka diyorduk.

Ama çok ağır yaralı bir barış güvercini olduğunu bilmiyorduk.

Biliyorduk, yüreğin yorgundu, kalbin kırıktı.

Ama bilmezdik o acılı kalbin bu kadar acıya daha fazla dayanamayacağını.

O kadar üzüldük ki ölüm haberine, o kadar ağladık ki gözyaşları sel oldu.

Milyonlar, ölümünün verdiği acı ve hüzünle aynı duyguda buluştu.

Çünkü siz halkların kardeşlik ve barış umuduydunuz.

İnşa edilen barış köprüsünün hem Türk hem Kürtlerin taşıyıcı en önemli ayağıydın.

Yükün ağırdı, biliyorduk.

Yükün savaştan, kandan, acıdan nemalananlara karşı barışta ısrar etmek kolay değildi.

Senin yerini doldurmak elbette kolay olmayacak.

Hastalığında da, ölümünde de barışa hizmet etmeye devam ettin.

Birbirine belki de ömür boyunca selam vermeyecekler, hastalığın ve ölümün sürecinde bir araya geldi.

Milyonlar senin barış idealin etrafında kenetlendi.

Henüz veda etmenin zamanı değildi.

Bu kadar acele etmemeliydin.

Barışı görmeden gitmek var mıydı?

Barışı istemek, barışı omuzlamak, barışa kavuşmak seninle güzeldi.

Ölümünle sevenlerini bu kadar çok üzmeye hakkın yoktu.

İlk kez bırakıp gittin diye kırıldık sana.

Çok üzgünüz.

Çok kederliyiz, bilesin.

Yaşar Kemal, “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler.” sözünü sanki senin için söylemiş.

Sen de erken giden insanlar kervanına katıldın.

Oysa yaşamın boyunca sürdürdüğün o önemli barış çok yakındı.

Elini atıp alacak kadar yakındı sana.

Sensiz barışa neyleyelim?

Yaşamını ortaya koyarak bir adım yakına getirmiştin.

Emeğin, verdiğin bedeller inkâr edilemez.

Bir adım ötede iken barışa veda etmek, gitmek de neyin nesi?

Bir konuşmanda “Bir Türk olarak ben Kürt halkına minnettarım, onlardan çok şey öğrendim” diyordun.

Asıl biz sana minnettarız.

Türkler de, Kürtler de sana minnettar, çünkü sen onların derdiyle dertlendin, acısıyla kederlendin, haklarını savundun diye üstelik eziyet gördün.

Barışa adanmış bir yaşamın meyvelerini toplamadan veda etmen o kadar zor geliyor ki, ardından söylenecek söz bulamıyor insan.

Oxir be, uğurlar olsun…

Yolun güllük gülistan, mekânın cennet olsun Sırrı abe…

Sensiz barış halayı olur mu hiç?

Bu ülkenin sana bir barış borcu var.

Bu borç ödenmeden sen o mezarda rahat edemezsin çünkü.

Dilimiz döndükçe hep bir ağızdan haykıracağız:

Biji aşitî,

Yaşasın barış…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ