Barışın yolu açık olsun…

Barışın yolu açık olsun…

Türkiye’nin barışı için güçlü bir toplumsal uzlaşı olduğunu gözlemliyoruz. Bu süreç, birçok açıdan Türkiye için fırsatlar oluşturmuş durumdadır. Bu fırsatı mutlaka iyi değerlendirmek gerekir.

Türkiye’nin geleceği ve demokratikleşmesi için silahların bırakılması tek başına yeterli olmayıp, barışın toplumsal bir hâl alması gerekir. Barışın toplumsal bir hâl alabilmesi için de öncelikle Meclis’te bir komisyon kurulmalı; Kürt sorunu temel insan hakları açısından ele alınmalıdır. Oluşturulacak komisyonda akil insanlar ve STK temsilcileri de yer almalıdır.

Bu komisyon, barış için başlatılan süreçte herkesin taleplerini ve sorunlarını rahatça dile getirebileceği bir platform olmalı, el birliğiyle mevcut sorunlara çözüm formülleri üretmelidir.

Ülke ve dünya gündemi sürekli değişse de toplumun genelinde barışa dair umut yüksek; ancak inanç düşük. Bu durum bizleri kaygılandırıyor. Kaygıların ortadan kaldırılması için sürecin daha toplumsal bir hâl alması ve inandırıcılığının artması gerekir.

İnsanlar, bu sürecin tekrar tıkanmasından, provoke edilmesinden korkuyor. Bu nedenle barışa giden mesafe hızlı kat edilmelidir.

Müzakere süreci daha hızlı ilerlerse, kalıcı bir barışın inşası daha kolay olur.

Şimdiye kadar kat edilen yol ve gösterilen kararlılık elbette çok önemli ve değerlidir. Bu konuda emek veren ve süreci başlatanların nasıl büyük bir iş başardıkları herkes tarafından bilinmekte ve takdir edilmektedir.

Bu sürecin en önemli adımı, PKK’nin kendisini feshederek silah bırakacağını ilan etmesidir.

Barış sürecini destekleyenler, bundan sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğine, silahların nerede ve ne zaman bırakılacağına dair somut gelişmeleri görmek istemektedir.

Silahların bırakılması da tek başına çözüm sağlamayacaktır elbette. Kürt sorununun çözülmesi, toplumsal barışın tümden sağlanması gerekir. Bunun için demokratik bir zemin oluşturulması şarttır.

Yasal ve hukuki zeminin oluşturulmasında TBMM’nin rolünü üstlenmesi gerekir. Sürecin ilerlemesi, silahların devreden çıkarılmasının yolu Meclis’ten geçmektedir. Öncelikle insanların demokratik yollarla haklarını talep etmelerinin yolu açılmalıdır.

TBMM eski başkanı ve başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın da dediği gibi:

 “Gerçek barış, herkesin kendi kimliğini muhafaza ederek, çokluk içinde bir arada yaşamasıyla mümkündür.”

Türkiye’nin zengin etnik ve inanç yapısı ancak demokratik bir yönetimle idare edilebilir. Yaşadığımız bu topraklarda herkesin kendi rengi, dili, inancı ile özgür bir şekilde yaşaması gerekmektedir.

Süreci toplumsallaştırabilirsek, iktidarın onu araçsallaştırmaktan çıkarması mümkün olacaktır.

Sürece dair daha cesur ve hızlı adımlara ihtiyaç vardır. Bu konuda kararlılık ve samimiyet çok önemlidir.

Süreci desteklemek adına toplumdaki her bireye görevler düşmektedir. Öncelikle barışa destek olmak, barışın yolunu sonuna kadar açık tutmak gerekir.

Hiçbir yasal düzenleme olmadan da şimdiden birçok adım atılabilir.

Örneğin, kayyum atanan bazı belediyelerde en azından cezaları kesinleşmemiş başkanlar göreve iade edilebilir.

TBMM’deki düzenlemeler tamamlanana kadar hasta mahkûmlar serbest bırakılabilir, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereği yapılabilir.

Barışın bize sağlayacağı en önemli kazanç, kuşkusuz annelerin gencecik yaşta evlatlarının tabutuna sarılmak zorunda bırakılmamasıdır. Kardeşin kardeşe düşman olmaması, birbirini öldürmemesidir.

Ülkemizin ekonomik kaynaklarının silaha, çatışmaya, savaşa değil; insanlarımızın refahı ve huzuru için yatırıma dönüşmesidir. Bu topraklarda el ele, omuz omuza kardeşçe yaşamaktır.

Silahlar sustuğundan bu yana barışın değerini daha çok hissetmeye ve görmeye başladık. Bu nedenle el birliğiyle barışa sarılmalıyız. Barışı istemeli ve sahiplenmeliyiz.

Barış, herkesin faydasına ve hayrınadır.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ