Çalınan bulutlarımız geri mi geldi?
- 19-04-2026 18:44
- 1966
Daha bir yıl öncesine kadar kış ortasında bile insanlar yağmur duasına çıkıyor, gökyüzüne umutla bakıyordu. Pınarlar susmuş, asırlık çeşmeler kurumuş, yer altı suları tehlikeli düzeye çekilmişti. Barajlar alarm veriyor, göletler dip seviyeyi görüyordu. Kuraklık artık sadece bir ihtimal değil, kapıya dayanmış bir kriz halini almıştı.
Bu manzara karşısında toplumda susuzluk ve kıtlık endişesi büyürken, doğa da bu ağır yükün altında eziliyordu. Yağışların azalması ile birlikte sıcaklıklar artmış, bitki örtüsü ciddi zarar görmüş, ormanlık alanlarda kurumalar başlamıştı. Tarım ve hayvancılık ise bu kuraklığın en ağır faturasını ödeyen sektörler olmuştu.
Üstelik kuraklık ile ilgili olarak sadece yerel değil, bölgesel bir tehdit söz konusuydu. Afrika ve Arap coğrafyasındaki çölleşme dalgası adeta sınırımıza dayanmış, toz bulutları sık sık gökyüzünü kaplamaya başlamıştı. Batman’da ise o eski bereketli bahar yağmurlarına, kışın yağan kara hasret kalmıştık.
Ama bu yıl tüm karamsarlığımızı, kaygı ve korkularımızı yok eden, gökyüzünden bereket yağan bir yıl oldu. Yılın başından itibaren yağan kar, kırsalda bir metreyi aşan örtüsüyle toprağa can verdi. Kış boyunca üç kez tekrarlanan yoğun kar yağışları ve ardından gelen dört aylık kesintisiz yağmurlar, kuraklığın bıraktığı izleri silmeye başladı. Kuruyan dereler yeniden akmaya, suskun çeşmeler yeniden su sesi ile yankılanmaya başladı. Doğa yeşile büründü, umutlar tekrar filizlendi.
Meteorolojik verilere göre yağışlar, mevsim normallerine göre yüzde 47, geçen yıla göre ise yüzde 100’den fazla artarak son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Yağışlarla birlikte kuraklık korkusu yerini sevince bıraktı.
Elbette toplumun büyük bir kesimi bu tabloyu ilahi bir bereket olarak görüyor. “Yerin ve göğün sahibi”nin rahmeti olarak kabul ediliyor bu yağışlar. Ancak işin bir de tartışmalı tarafı var: Son zamanlarda çokça dillendirilen o iddiaya göre kuraklığın baş göstermeye başladığı yıllardan bu yana bulutlarımız çalınıyormuş.
Peki bu iddia gerçek mi ve bulutlarımız çalınıyor mu?
Bu soru artık sadece sokak sohbetlerinde değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine kadar taşındı. Bazı çevreler, özellikle Orta Doğu’da kullanılan “bulut tohumlama” teknolojisinin yağışların yönünü değiştirdiğini ve bazı ülkelerin bu yolla başka coğrafyaların yağmurunu kendi topraklarına çektiğini savunuyor.
Peki nedir bu bulut tohumlama?
Bilimsel olarak bilinen bu yöntem, bulutların içine gümüş iyodür ya da kuru buz gibi maddeler bırakılarak yağışın teşvik edilmesi esasına dayanıyor. Yani doğaya doğrudan bir müdahale söz konusu. Bu teknik ilk olarak 1940’lı yıllarda kullanılmaya başlandı ve günümüzde birçok ülke tarafından uygulanıyor.
Tartışma ise tam burada başlıyor: Eğer bir ülke bulutlara müdahale ederek yağışı kendi sınırları içinde artırıyorsa, bu durum komşu ülkelerin yağışını azaltıyor olabilir mi? Ve eğer öyleyse, bu bir “doğa hırsızlığı” sayılır mı?
Örneğin 2022 yılında İran, bazı ülkeleri yağmurlarını “çalmakla” suçladı. Kuraklığın sebebini yalnızca iklim değişikliğine değil, bu tür teknolojik müdahalelere bağladı. Hatta zaman zaman Türkiye de bu tartışmaların içine çekildi. “İklim savaşları” olarak adlandırılan bu yeni kavram, suyun ve yağışın gelecekte nasıl bir stratejik mesele haline geleceğini de gösteriyor.
Ancak bilim dünyası bu iddialara temkinli yaklaşıyor. Uzmanlara göre bulut tohumlama, yağışı tamamen kontrol etme gücüne sahip değil. Sadece mevcut bulutların yağış bırakma ihtimalini artırabiliyor. Yani ortada bir “yağmur çalma”dan ziyade, sınırlı bir yönlendirme söz konusu.
Ancak ABD ve İsrail’in İran’a saldırması ile birlikte Türkiye’de yağışların artması, farklı bir iddiayı daha gündeme taşıdı. Özellikle İsrail savaşla meşgul olduğu için bulut çalmada kullandığı uçaklarını hangarlara çekince, çalınan bulutlarımızın geri geldiği ile ilgili güçlü bir ihtimal üzerinde duruluyor.
Tabii bu ihtimale toplumun çoğunluğu inanıyor. Şayet iddialar doğruysa, yakın zamanda ülkeler arasında bir “bulut krizi” de baş gösterebilir; belki bu kriz savaşlara da yol açabilir.
Gökyüzündeki bulutlar gerçekten çalınıyor mu, çalınmıyor mu, orası tartışma konusu. Ancak sebep ne olursa olsun gerçek şu ki: Su artık sadece bir doğal kaynak değil; aynı zamanda olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. Yağışlar olmazsa hayat devam edemez.
Biz bu yıl yeniden yağan yağmura sevinirken, bir yandan da gökyüzüne daha farklı bir gözle bakıyoruz. Bu bereket sadece doğanın döngüsü mü, yoksa kaybolduğunu düşündüğümüz bir nimetin geri dönüşü mü?
Yağışların neden azaldığı ile ilgili de kendi kendimize şu soruyu sormamız gerekir: İnsanların umursamazlığı ve açgözlülüğü nedeniyle doğanın dengesinin bozulmasından mı, ya da sahip olduğumuz su gibi hayati bir varlığın kıymetini bilmiyor olmamızdan mı?
hasan biçen 1 ay önce