Çoban Lazgin, hep gariban yaşadı
- 11-06-2025 15:34
- 11-06-2025 15:35
- 1180
Oğlu Ramazan telefonla aradı:
“Babam yoğun bakımda, haber vereyim dedim”
“Ne zaman yatırdınız, neden geç haber verdiniz?”
“Aniden oldu her şey.
Doktorlar ‘Kitle var ciğerinde, hemen almalıyız’ dediler. Sonra ameliyat iyi gitmedi, şimdi yoğun bakımda”
Haberi alır almaz hastanenin yolunu tuttum.
Hastaneye vardığımda, yoğun bakım kapısında 5-6 yakını vardı sadece.
Dostum Lazgin’in yoğun bakımda oluşuna çok hüzünlendim, gözlerim yaşla doldu.
Beş dakika geçmeden yoğun bakım kapısından kara haber geldi:
“Başınız sağ olsun, Lazgin’i kaybettik”
Kıymetli dostum Lazgin, sanki son nefesini vermek için beni beklemişti.
Çok üzüldüm, gözlerimden yaş aktı.

55 yıllık yaşamı boyunca iyi bir gün görmemişti.
Güzel sayılacak bir yaşamı olmamıştı.
Doğuştan sara hastasıydı.
İlaca bağlı yaşıyordu.
Kendisine ilaç alanı ararken tanımıştım onu.
İlk karşılaşmamızda gözlerinde:
Çaresizliği,
Yalnızlığı,
Yoksulluğu,
Perişanlığı ve beklenmişliği görmüştüm.
O gün ilaçlarını ben aldım. Sağ tarafı kısmi felçliydi.
Sonra rapor çıkardık, engelli maaşı almaya başladı.
Engelli haliyle, doğuşundan ölümüne kadar hep hayvan besledi, çobanlık yaptı.
Tanıdığımız günden bugüne 20 yıllık dostluğumuz vardı.
O, yaşamı boyunca dertliydi.
Ben de onun dert ortağıydım.
Kaç kere tükenişine, bitişine, hayattan vazgeçişine şahit oldum.
Kaç kere onu yaşamın kıyısından aldım, bilemiyorum.
Bu dünyada güvendiği tek sığınağı bendim.
Her kederlendiğinde, daraldığında, yaşama dair tüm umutlarını yitirdiğinde soluğu yanımda alırdı.
Ona haksızlık yapanlarla çoğu kez karşı karşıya geldim.
Bu dünyada sadece benimle ağlar, sadece benimle gülerdi.
Ömrü çileyle, ızdırapla geçti.
Göçmen kuşlar gibiydi; her sene başka bir köye gidiyordu.
O nereye gittiyse ben de peşinden gittim.
Araya bazen yıllar, bazen aylar girse de izini sürerek mutlaka bulurdum.
Etrafını saran kötülükleri ondan uzak tutmaya çalıştım.
Bu yüzden tarzım olmayan tutumlar sergilediğim de oldu.
Yüreğimin yazmaya el vermediği bir kitap dolusu trajik ve acılı bir hayat hikâyesini biliyorum.
Morg kapısında beklerken, mezarlıkta tabutu musalla taşındayken, o çilekeş yaşam film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden.
Garibanın cenazesi de yaşamı gibi yalnız ve sessizdi.
Ailesi ve tanıdıklarıyla bir avuç kişiydik.
Tabutuna sarılan olmadı.
Ağlayanı çok azdı.
Hiçbir siyasetçi, hiçbir zengin, hiçbir yetkili ne cenazede ne de taziyede yer aldı.
Ölümü hiçbir sosyal medya platformunda, hiçbir gazetede haber olmadı.
Çiçek, çelenk gönderen olmadı mezarına.
Taziyeye gelenler bir paylaşımda bulunmadı.
Fakirin ölümü de cenazesi de duyulmadığı, gidilmediği bir devirde yaşıyoruz.
20 yıllık gariban dostum Lazgin’in cenazesinde de taziyesinde de bu yüzden kimse yoktu.
Kendisini en son 3 ay önce görmüştüm.
Başında kasketi, omuzları çökmüştü.
Bir kemer hediye ettim kendisine.
Bu, ona son hediyem olacaktı; tahmin edemezdim.
Elimi omzuna koyunca, eskimiş sakosu dikkatimi çekti.
Uzun uzun sohbet ettik, gitti.
Son görüşmemizdeki perişan hali gözümün önünden gitmiyor bir türlü.
Güle güle dostum…
Bu dünyada gün yüzü görmedin.
Umarım öbür dünyadaki görüşmemiz, cennetin en güzel köşesinde olur.