Çözüm süreci bu kez heba edilmemeli...

Çözüm süreci bu kez heba edilmemeli...

Türkiye'nin yarım asrı bulan çatışmalı geçmişini geride bırakması umudu ve inancı ile başlatılan ikinci çözüm sürecinin üzerinden bir yıldan fazla bir süre geçti. TBMM çatısı altında kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun oluşturulması ile süreç kurumsal bir yapıya kavuştu. Toplumun geniş kesimleri bu sürece umut bağladı; çünkü herkesin ortak arzusu aynı: silahların susması ve bu topraklarda artık kardeş kanının akmaması.

Ancak gelinen noktada temel bir soru giderek daha çok dillendiriliyor: Neden somut adımların atılması bu kadar gecikiyor?

Elbette yarım asırlık bir çatışmayı sonlandırmak kolay değil. Geçmişte başlatılan çözüm sürecinin nasıl sabote edildiği hafızalarda hâlâ taze. Bugün de benzer “karanlık ellerin” süreci baltalama ihtimali göz ardı edilmiyor. Ancak tüm bu risklere rağmen sürecin ağır ilerlemesi ve elle tutulur adımların eksikliği, umutların yerini temkinli bir bekleyişe bırakmasına neden oluyor.

Oysa süreçte tamamen boş bir tablo da yok. İmralı temasları yoğunlaştı, Abdullah Öcalan’ın çağrıları kamuoyuna yansıdı, PKK’nın fesih ve silah bırakma yönündeki açıklamaları önemli bir eşik olarak değerlendirildi. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu kabul edildi. Bunlar küçümsenecek gelişmeler değil.

Ancak barış süreçlerinin doğası gereği tek taraflı ilerleme yetmez. Dünyada benzer sorunların çözümünde başarının elde edilmesinin en önemli yolu, güvenlik adımları ile demokratikleşme adımlarının paralel atılmasıdır. Bugün Türkiye tam da bu kritik süreçte ilerliyor; ancak tek fark, silahların susmasına yönelik adımlar konuşulurken demokratikleşme alanında aynı hız ve kararlılığın görülmemesidir.

Demokratikleşme konusunda toplumun güvenini tesis edecek sembolik adımların eksikliği, en büyük sorunlardan biri olarak görülmektedir. Örneğin tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında verilen AİHM kararlarının hâlâ uygulanmaması, sürecin samimiyetine gölge düşürüyor. Benzer şekilde kayyım uygulamaları, yargı süreçleri ve ifade özgürlüğü çerçevesinin nereye kadar olacağı çözülmeden sürecin istenen düzeyde ilerlediğini söylemek zor olur.

Bugün süreç, büyük ölçüde siyasi temsilciler arasında yürüyen bir müzakere olarak algılanıyor. Oysa barış, ancak toplumsallaştığında kalıcı olur. Sokakta, mahallede, şehirde karşılık bulmayan bir barış dili, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.

Dahası, süreçteki gecikme yalnızca zaman kaybı değil, aynı zamanda risk üretir. Güven erozyonu, artan kutuplaşma ve siyasi gerilimler bu “enfeksiyonun” ilk belirtileri olarak ortaya çıkıyor. Cumhur İttifakı içindeki hassas dengeler, muhalefetin eleştirileri ve kamuoyundaki tereddütler süreci yavaşlatan faktörler olsa da cesur ve kararlı adımlar gereklidir.

Gelinen aşamada “bekleyelim, görelim” dönemi geride kalmalıdır. Komisyon çalışmalarının tamamlandığı, silahların susmasının konuşulduğu bir ortamda somut adımların atılması için önümüzde hiçbir gerçek engel kalmamıştır.

Bu çözüm sürecinin kazanımları geçen süre içerisinde şimdiden görülmektedir. Bir de sürecin başarıyla tamamlandığını düşünün; o zaman kazanımlarının ne kadar büyük ve değerli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

Çözüm sürecinin başarıyla yürütülmesi için peki ne yapılmalı?

Her şeyden önce demokratikleşme yönünde hızlı ve kararlı adımlar atılmalıdır. Kayyım uygulamaları son bulmalı, seçilmişlerin iradesi iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları eksiksiz uygulanmalı; Meclis, demokratikleşme ve geçiş hukuku düzenlemeleri için hızla harekete geçmelidir.

En önemlisi de barış dili güçlendirilmelidir. Çatışmacı, dışlayıcı söylemler yerine empatiyi ve ortak yaşamı önceleyen bir yaklaşım benimsenmelidir. Çünkü bu süreç yalnızca bir “terör sorunu”nun çözümü değil; Türkiye’nin kendiyle yüzleşmesi ve barışması meselesidir.

Bugün Türkiye kritik bir kavşakta. Ya cesur ve somut adımlarla bu süreci kalıcı barışa dönüştürecek ya da geçmişte olduğu gibi bir fırsatı daha heba edecek. Herkesin temennisi, bu sürecin heba edilmemesidir.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ