Cumhuriyetin 102. yılında demokratik bir geleceğe doğru
- 28-10-2025 15:54
- 28-10-2025 15:55
- 1194
29 Ekim 1923, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş belgesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilerek hukuki ve fiilen hayata geçtiği tarihtir.
Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle temelleri atılan bu süreç, İngiliz işgali sonrası dağıtılan son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ından Ankara'ya ulaşabilen milletvekillerinin 23 Nisan 1920'de TBMM çatısı altında toplanarak halk egemenliğine dayalı yeni bir hükümet kurmasıyla zirveye ulaştı. Nihayetinde, Osmanlı Hanedanlığı'nın tasfiyesiyle birlikte, halk egemenliğini esas alan Türkiye Cumhuriyeti resmen kuruldu.
Cumhuriyet, milletin kendi seçtiği temsilciler aracılığıyla kendini yönetmesi, yani millet egemenliği anlamına gelir. Bu yönetim biçiminin en büyük gücü, yurttaşların yasalar önünde eşit haklara sahip olmasından, adaletin ve özgürlüğün hâkim olmasından doğar.
Ancak Cumhuriyetin 102 yıllık tarihinde, kuruluş felsefesinin temelindeki bu eşitlik ve adalet arayışı ne yazık ki tam anlamıyla hayata geçirilememiştir. Başta Kürtler olmak üzere, bu ülkenin asli unsurları, her zaman daha kapsayıcı bir vatandaşlık anlayışı ve adil bir düzen için mücadele etmeyi sürdürmüştür.
Cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil; farklılıklarımızla birlikte eşit yurttaşlık bilinci içinde yaşamayı mümkün kılan güçlü bir ortak iradedir.
Bugün, 102. yaşını kutladığımız Cumhuriyetimizin daha asırlarca güçlü bir şekilde sürmesi, onun kuruluş felsefesine uygun biçimde daha adil, daha kapsayıcı ve daha demokratik bir zeminde yükselmesine bağlıdır. Çünkü adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün kök saldığı bir Cumhuriyet, sadece geçmişin mirası değil, aynı zamanda geleceğin de güvencesidir.
Yanı başımızdaki coğrafyada rejimler tek tek dağılırken, Türkiye, Cumhuriyet sayesinde dünyadaki en gelişmiş yönetim biçimine sahip olmak için büyük bir şansa sahiptir. Bu şansı değerlendirmenin yolu, evrensel adalet ve insan hakları ilkelerine kayıtsız şartsız uymaktan geçer.
Bağımsız yargı güvencesinde, ifade, basın, din, vicdan, örgütlenme ve yaşam hakkı anayasal güvence altında olmalıdır.
İnancı, ırkı ve kökeni ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her vatandaş kanun önünde eşittir ve hiç kimse bir diğerinden üstün olmamalıdır.
Halkın yaşam hakkına saygı duyulmalı; sosyal adalet, fırsat eşitliği ve gelir adaleti mutlaka gözetilmelidir.
Kamu gücünü elinde bulunduran herkes, halk iradesine saygılı olmalı ve yaptığı işlerden dolayı millete karşı sorumlu olmalıdır.
Ötekileştirici, ayırımcı politikalara izin verilmemelidir.
Devlet, halkın iradesi dışında tüm güçlerden bağımsız olmalı, yönetiminin temel amacı birlik ve beraberliği korumak ve insan onuruna saygı göstermek olmalıdır. Devletin tüm kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, insan onurunu koruma ve yüceltme hedefiyle hareket etmelidir.
Bu kriterler uygulandığında, Türkiye'de yaşayan herkes mutlu, güvenli ve daha huzurlu bir yaşam sürebilir.
Cumhuriyetin 102. yılında istikamet, daha demokratik, daha kapsayıcı ve daha parlak bir gelecek olmalıdır.
Bu Cumhuriyet hepimizin; ona sahip çıkmak ortak sorumluluğumuzdur.