Hizmetkâr ruhlu yönetici…

Hizmetkâr ruhlu yönetici…

Şehrimizde kamuda önemli bir görevde olan bir yetkili ile gazetede yazdığım bir yazı hakkında geçtiğimiz ay ilk kez telefonla konuştuktan sonra tanıştım.

Telefon görüşmesi uzayınca yüz yüze görüşüp sohbet etme kararı verdik.

Bir saat sonra sekreteri arayıp uygun bir zaman için randevu oluşturdu.

Görüşmeye gittiğimde yetkili, yoğun işlerine rağmen tam zamanında makamında beni bekliyordu.

Gayet mütevazı ve hoş bir karşılamadan sonra, ikram edilen çayları yudumlarken memleket ve Batman’ın meseleleri ile görevli olduğu kurumun icraatları hakkında sohbet ettik.

Her ne kadar ziyaret özel olsa da gazetecilik refleksiyle bazı önemli konuları yanımda götürdüğüm tablete not aldığımı gören yetkili, “lütfen konuştuklarımızı yazma” dedi.

Oysa sohbet içinde anlattıkları ve benim not aldıklarım, Batman’a yapılan önemli icraatlar ve hizmetlerdi.

Bu önemli gelişmeleri gazeteye yazmamın diğer kurumlara ve yöneticilere örnek olma, kamuoyunu bilgilendirme adına gerekli olduğunu söylesem de ısrarla kabul etmedi.

Neden kabul etmediğini sorduğumda ise gayet mütevazı ve ne kadar hizmetkâr ruhlu olduğunu gösteren bir ifade kullandı:

“Bu devlet bana bu makamı, bu yetki ve imkânları halka ve devlete hizmetkâr olabilmem için verdi. Ben bu göreve layık olduysam ne mutlu bana. Ben sadece görevimi yapıyorum ve halkımın refahı için çalışıyorum. Bunun reklamını yapmam gerekmiyor”

Bu örnek yöneticinin adını, unvanını yazarsam biliyorum ki incinecek, kırılacak. O yüzden adını açıklamayacağım.

Bu yazıyı yazmamdaki amacım, bizim nasıl yöneticilerle yönetilmemiz gerektiğini ifade etmektir.

İlk kez sohbet fırsatı bulduğum ve size bu yazıda söz ettiğim kişi, sırf reklama olmasın diye sosyal medya hesabını bile kullanmıyormuş.

Bazı müdürler gibi peşine fotoğrafçı görevlendirip, yaptığı denetim ve gezileri marifetmiş gibi üstlerine ve medyaya servis etmiyormuş.

Bu hizmetkâr ruhlu yönetici, hesap verebilirlikle ilgili sadece üstlerine mevzuat çerçevesinde resmi yazışmalar yapıyormuş.

Oturduğu koltukta son derece hizmet için istekli, görevini hakkıyla yerine getiren ve kendi kurum hiyerarşisi dışında hiçbir yere sırtını dayamayan bir kişiydi.

“Benim için esas olan, kurumumun işleyişi ve devlete, halka kusursuz hizmet etmektir” diyor.

Herhangi bir siyasi partiye, cemaat ya da sendika referansları yerine dürüstlük, liyakat ve hizmetkâr bir anlayışla görevini sürdürüyor.

Günümüz kamu yöneticileri arasında sıkça rastlanan bir özellik değil ne yazık ki bu duruş.

Kamu yöneticilerinin görevi, siyasilerin gözüne girip onlara şirin görünmek değil; halka hizmet etmek ve kamu kaynaklarını en verimli şekilde kullanmaktır.

Kamu olanaklarıyla yapılan hizmetleri halkın gözüne sokmak yerine, yapılan işin yararını hissettirmek ve kamuoyu tarafından bunun görülmesini, anlaşılmasını sağlamak doğru olan yöntemdir.

Devlet olanakları ile yapılan hizmetler, herhangi bir yöneticinin kişisel bir başarı hikâyesine dönüştürülmemelidir.

Çünkü yetkili kişinin işgal ettiği mevki ve makama getirilmesinin nedeni, kişisel bir başarıdan ziyade kamuya karşılıksız hizmet etmektir.

Yetkili kişiye hak ettiği ücret ve imkânlar da zaten bu yüzden sağlanmaktadır.

Bu nedenle her bir yöneticinin yapacağı icraatları ballandıra ballandıra anlatmasına gerek yoktur.

Her bir yetkili ve kamu çalışanının görevi, kişisel beklentilere girmeden, işgal ettiği makamın hakkını vermek, sorunları çözmek ve halkın yaşam kalitesini artırmaktır.

Yapılan hizmet faydalıysa kamuoyu bunu idrak eder ve takdir eder.

Bunun için tanıtım ve reklama gerek yoktur.

“Bunu ben yaptım, şu benim sayemde oldu” deyip kişisel reklamdan uzak durmak gerekir.

Halka gösterişsiz ve reklamsız hizmet, devlet ciddiyetinin ve kurumsal sadakatin en önemli göstergesidir.

Gösterişten uzak, samimi ve işine odaklanmış yöneticiler çok ön plana çıkmasalar bile halk nezdinde daha fazla güven ve saygı kazanır.

Halk, kimin gerçekten kendileri için çalıştığını, kimin ise reklam peşinde olduğunu çok iyi biliyor.

Kamu kaynaklarını israf etmeden, yerinde kullanarak hizmet eden yöneticiler, ödülün en büyüğünü halkın gönlünde yer edinerek kazanırlar.

Bir çayını içmek ve sohbet etmek için gittiğim, adını bende saklı tuttuğum örnek yönetici de işte bunlardan biriydi.

Bu tarz yöneticilerin sayısı arttıkça, kurumlarda baştan sona dürüstlük ve reklam yerine hizmet odaklı bir kültür oluşur.

Elbette bu tür yöneticileri sahiplenmek ve desteklemek gerekir.

Kişisel beklenti ve çıkarlardan bağımsız olarak kim hizmetkâr anlayışıyla kamu yararını esas alıp hizmet ediyorsa onu takdir etmek gerekir.

Beni bu yazıyı yazmaya söylemi ve duruşuyla sevk eden yöneticinin adını vermek isterdim ancak o kadar samimi ve gösterişten uzaktı ki kırılır diye yazamadım.

Temennimiz o ki, bu özelliklere sahip yöneticilerin sayısı artsın ve hak ettikleri daha iyi makamlara gelsinler.

 

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ