Göçebe Hayvancılık Çalıştayı’nın artı ve eksileri… 

Göçebe Hayvancılık Çalıştayı’nın artı ve eksileri… 

Hayvancılık ve tarıım insanlığın varoluşundan bu yana birbirinden ayrılmayan, yaşamın önemli uğraş,  temel ihtiyaç ve gereksinimleridir.

 Özellikle yaşadığımız bölge açısından bu iki alan yalnızca bir geçim kaynağı değil; aynı zamanda ekonominin omurgası, sürdürülebilir bir yaşamın da dengesi ve güvencesidir.

Ne yazık ki Bölgemizde son yarım yüzyılda yaşanan çatışmalar, zorunlu göçler, köylerin boşalması ve güvenlik politikaları, tarım ve hayvancılıkta üretimi ciddi şekilde etkiledi.

Yaşanan çatışmalı ortamdan en büyük darbeyi ise göçebe yaşamı ve hayvancılık aldı.

Uzun süre dağlarda, meralarda hayvan sürülerinin geçişine izin verilmedi.

Bu nedenle et ve süt üretimindeki azalma, yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda kültürel bir kopuşa da neden oldu.

İşte tam da bu nedenle Batman’da ilk kez düzenlenen “Göçebe Hayvancılık Çalıştayı” önemli ve gerekli bir adım olarak karşımıza çıkıyor.

Çalıştayda yapılan konuşmalarda göçebe hayvancılığın ekolojik, ekonomik ve kültürel değeri sıklıkla vurgulandı. Gerçekten de göçerlik, sadece bir üretim modeli değil; doğayla uyumlu yaşamın, biyolojik çeşitliliğin ve kadim bir kültürün taşıyıcısıdır. Ancak burada önemli bir eksiklik dikkat çekiyor: Doğayı savunan çevre örgütlerinin bu sürece yeterince dahil edilmemesi.

Batman, Siirt ve Şırnak’tan kamu temsilcileri, akademisyenler, üreticiler ve “Koçer” olarak bilinen göçer topluluklar

 katılımıyla gerçekleşen bu buluşma, aslında çok daha kapsayıcı olabilirdi. Çünkü göçebe hayvancılık yalnızca ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda doğrudan ekosistemi ilgilendiren bir yaşam biçimidir. Bu nedenle çevrecilerin, sahada aktif olan üreticilerin ve yerel bilgiyi taşıyan tüm paydaşların sürece dahil edilmesi hayati önemdedir.

Bugün göçebe hayvancılık; kentleşme, meraların daralması, göç yollarının kaybolması ve iklim değişikliği gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya. Çalıştayın amacı bu sorunlara çözüm üretmek ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek. Göç yollarının haritalandırılması, mera yönetimi ve göçerlerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi gibi başlıklar bu açıdan umut verici.

Öte yandan, geçmişte yaşanan çatışmalı süreç nedeniyle uzun süre kullanımı yasaklanan yayla ve meralar, bugün yeniden açılması için önemli bir fırsat var önümüzde. Bölgede yeniden oluşan  huzur ortamı, doğru politikalarla desteklenirse hem göçer hayvancılığı canlandırabilir hem de Bölge ve ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlayabilir.

Ancak burada kritik bir soru var: Bu çalıştay gerçekten kalıcı çözümler üretebilecek mi, yoksa iyi niyetli bir başlangıç olarak mı kalacak?

Unutulmamalıdır ki göçebe hayvancılık desteklendiğinde yalnızca üretimi artırmaz; aynı zamanda meraların kendini yenilemesine katkı sağlar, ekosistemi korur ve kültürel mirası yaşatır. Bu nedenle meseleye yalnızca ekonomik bir gözle bakmak yetersiz kalacaktır. Çevresel sürdürülebilirlik ve ekolojik denge bu sürecin merkezinde yer almalıdır.

Sonuç olarak, Batman’da düzenlenen bu çalıştay önemli bir adımdır; ancak tüm paydaşların toplantıda yer almaması sebebi ile eksik bir adım olmuştur. Bu konuda bir başarı elde edilmek isteniyorsa şayet doğayla iç içe yaşayanların bilgisini merkeze alan, çevresel hassasiyetleri gözeten ve tüm paydaşları kapsayan politikalarla mümkündür.

Eminim ki mera ve yaylaların doğal şekli ile korunması mücadelesini 25 yıldan bu yana veren bu toplantıya başta Batman Çevre Gönüllüleri Derneği olmak üzere çevre hassasiyeti olan STK lar davet edilseydi  bu çalıştay daha verimli olurdu.

Tüm paydaşların yer almadığı ve sorun tüm boyutları ile konuşulmayınca ,  ortaya çıkan sonuç birer temenniden öteye geçemeyecek; Göçebe hayvancılığın önündeki engeller ortadan kalkmayacaktır   

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ