İyiyim, başım…

İyiyim, başım…

Aradan bir süre geçtikten sonra karşılaşmadığımız veya ziyaret ettiğimiz biri ile ilk yüz yüze geldiğimizde ya da telefonda konuşmaya başladığımızda ilk sorumuz genellikle aynıdır:
“Nasılsınız?”

Ve çoğu zaman cevabı da değişmez:
“İyiyim.”

İlk soruya karşı iyi olduğunu söyleyen de aynı soruyu tekrarlar ve genelde aynı cevabı alır.

Bu kısa diyalog, dünyanın neresine giderseniz gidin pek değişmez. Diller farklı, kültürler farklıdır ama insanın verdiği cevap çoğu zaman aynıdır.

Kürtçede biri size “Çewanî başî?” diye sorduğunda çoğu zaman cevap yine aynıdır:
“Başım.”

Yani iyiyim.

İyiyim, çok iyiyim, ben de sizi iyi gördüm… İyilik üzerine ilk sözler sarf edilir.

Ancak insan bazen düşünmeden edemiyor:
Gerçekten öyle mi, herkes, hepimiz iyi miyiz?

İki dudak arasından çıkan bu kısa sözlere bakınca sanki yaşamımızda her şey yolunda, her şey mükemmel gibi görünür. Ama çoğu zaman gerçek öyle değildir. Çünkü insanın zihninde ve kalbinde taşıdığı duygu ile dudaklarından dökülen söz her zaman aynı değildir.

Aslında çoğumuz “çok iyi” olduğumuz için söylemeyiz bu sözü. Biraz ağız alışkanlığıdır. “İyiyim” dersem kendimi iyi hissederim ve biraz da insanın kendi kendisini teselli etmesidir.

Bir de etrafımızda bizden daha büyük sıkıntılar yaşayanları gördükçe o zaman kendi derdimiz bize biraz daha küçük görünür. İçimizden “Bizimki de dert mi?” deriz.

Atalarımızın dediği gibi:
“Beterin beteri var.”

Bir başka söz de bunu anlatır:
“Başkasının dertlerini, çilesini görünce kendi derdine şükredersin.”

Belki de bu yüzden “iyiyim” deriz.

İyi dememizin bir nedeni de inançtan kaynaklıdır. İnançlı olma sayesinde insan hâline şükretmeyi öğrenir. Çok iyi olmasa bile “Elhamdülillah” diyerek hâlinden memnuniyetini ifade eder.

Daha çok inançlı insanlar bilir ki hayatın inişi de vardır, çıkışı da.

Nitekim eskiler boşuna söylememiş:
“Bugün bana, yarın sana.”

Dün sağlıklı olan bugün hasta olabilir. Dün işi yolunda olan yarın dara düşebilir.

Hayat böyledir.

Bir başka sebep de şudur:
İnsan bazen derdini anlatacak yer bulamaz. “İyi değilim” dediğinizde karşınızdaki gerçekten derdinize çare olacak mı?

En basitinden paraya ihtiyacınız varsa borçla da olsa karşılayacak mı?
Sağlık sorunu yaşıyorsanız iyileşmeniz için yardım edecek mi?
Size haksızlık yapanlarla baş edebilmeniz için yardım edecek mi?

Cevabın hayır olacağını bildiği için belki de “ben iyiyim” diyor.

O yüzden insan “Nasılsınız?” sorusunu kısa bir cevapla geçiştirir:
“İyiyim.”

Çünkü bilir ki bazı dertler anlatılsa da hafiflemez. Bazı yükler paylaşılmadan da taşınır.

Atalarımız bu durumu da bir cümleyle anlatmış:
“Derdini derman bulacak olana söyle.”

Bu devirde derdine derman bulacak çok azdır ne yazık ki.

O yüzden hep dudaklardan o tanıdık söz dökülür:
“İyiyim… Başım.”

Belki tam iyi değilizdir.
Belki çoğu zaman içimizde fırtınalar vardır.

Ama yine de hayatın içinde yürürken birbirimize aynı soruyu sorar, aynı cevabı veririz.

Belki de bu, insanın hayata tutunma biçimidir.

Çünkü umut bitmediği sürece insan “iyiyim” demeye devam eder.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ