Korkulukların geri dönüşü

Korkulukların geri dönüşü

Korkuluk kelimesinin bile insanı ürperten bir soğuk tarafı var.

Bir nevi “insana engel için” dikilen soğuk demirler.

Korkulukların hapishaneleri çağrıştırması boşuna değil.

Oysa artık cezaevlerinde bile mahpus ile görüşmeci arasına demir korkuluk yok.

Korkuluklar yerine çift cam konulmuş.

Demir korkuluklar hapishanelerden çıktı ama hayatımızdan bir türlü çıkamadı.

Çünkü insanın kural tanımazlığı, duyarsızlığı onları tekrar hayatımıza girmesine neden oluyor.

Ne zaman bir korkuluk görsem, içime ağır bir karamsarlık çöküyor.

Çünkü korkuluk, bir yerde kurala uymayı bilmeyen, laf anlamayan insanların varlığının kanıtı gibidir.

Oysa korkuluk dediğin, bağa bahçeye zarar gelmesin diye vahşi zararlılara karşı kullanılan bir şerittir.

Bugün Batman’da hummalı bir korkuluk çalışması var; bağları bahçeleri değil, insanları engellemek için yapılıyor.

Önce Devlet Demiryolları raylarının etrafı, ardından Diyarbakır Caddesi’nin orta refüjü kilometrelerce demir korkuluklarla çevriliyor.

Amaç belli: Yayaların düzensiz geçişlerini engellemek, trafik akışını rahatlatmak, kazaları önlemek.

İki adım ötedeki yaya geçidini kullanmak yerine araçların arasına dalan insanları gördükçe, rayların üzerinde yürüyüp treni umursamayanları izledikçe, “Başka çare var mıydı?” diye haklı bir gerekçe ortaya çıkıyor. Sonra korkuluklar konulunca da “Bu ne ilkel yöntemdir!” diye karşı çıkıyoruz.

Ben sonucu ne olursa olsun, yaşamın her alanında anlayış olarak korkuluklara karşıyım.

Korkuluk yerine önce eğitim, sonra bilinçlendirme; olmadı, etkili bir cezayı yaptırım…

Açık söylemek gerekirse şehrin estetiğini bozan, misafire “Bu şehirde hâlâ kurala uyan yok” dedirten bir demir yığınıyla çare aramak doğru gelmiyor.

Keşke korkuluk yerine şehrin önemli orta refüjleri boyunca çit görevi gören bitkiler, çalılar yerleştirilseydi.

Hem yeşil bir doku oluşur, hem de insanların karşısına soğuk demirler değil, çiçek açan bitkiler çıkardı. Belki o zaman geçişlerin ortasında durup yaya geçitlerinde geçiş yapmanın doğru olduğunu düşünürlerdi.

Tam 27 yıl önce Diyarbakır Caddesi’ndeki korkuluklar kaldırılmıştı.

Dönemin Belediye Başkanı Abdullah Akın, “Korkuluklar insan onurunu zedeliyor, görüşü engelliyor, tehlikeye davetiye çıkarıyor” diyerek söktürmüştü.

Aradan neredeyse 30 yıl geçti. Toplum korkuluksuz yapamadı. Trafik kurallarını yok sayıp orta refüjlerdeki çimlere, sulama sistemlerine zarar verdi; en önemlisi araçlarla burun buruna gelerek kendi canını tehlikeye atarak orta refüjlerden karşıya geçmeye devam etti. Ve bu yüzden de çözüm amacıyla korkuluklar geri döndü.

Kentin en işlek caddesinde milyonlarca lira ödenerek demir korkuluklar yeniden dizilmeye başlarken kendi adıma utandım.

Peki yaya geçitlerini ısrarla kullanmayanlar, siz, siz de utandınız mı?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ