“Kürt, Anasını görmesin” politikasından vazgeçilmeli
- 04-03-2026 16:22
- 04-03-2026 16:24
- 2290
Ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemem; ama yaşadığımız döneme uyarlanabilecek bir fıkra var: Kürt ile Laz’ı idama mahkûm edip birlikte sehpaya çıkarmışlar. Önce Kürt’e sormuşlar son arzusunu. “Annemi görmek istiyorum.” demiş. Sonra Laz’a dönmüşler: “Sen ne istersin?” Cevap ibretlikmiş: “Kürt annesini görmesin.”
Bu fıkra belki bir latife; ama siyaset sahnesinde karşılığı olan bir ruh hâline işaret ediyor. Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde Kürtlerin en temel insani ve demokratik hakları konusunda küçük bir adım atılsın, sadece hamasi milliyetçilik yapanlar değil; kimi dindarından kimi ulusalcısına kadar geniş bir kesim aynı refleksle karşı çıkabiliyor. “Biz kabul etmiyoruz.” cümlesi ile ortak paydada buluşuyorlar.
Bir süre önce Suriye’de yaşanan gelişmeler üzerinden günlerce Kürtlerin İsrail ile birlikte hareket ettiği, iki bölge arasında bir koridor açılacağı iddia edildi. Şimdi de televizyon ekranlarında “güvenlik uzmanı” sıfatıyla konuşan, çoğu emekli asker olan yorumcular; bu kez Erbil ile İran arasında bir “Kürt koridoru” açılacağı tezini gündeme taşıyor.
Oysa İran halkına mübarek Ramazan ayını zehir eden zulmün gölgesinde, bu savaşın ortasında asıl konuşulması gereken başka bir gerçeklik var: İran’daki Kürtlerin yıllardır maruz kaldığı baskı ve haksızlıklar. Buna rağmen bazı çevreler, Kürtlerin bu zulümden nasıl kurtulacağına değil, nasıl statü sahibi olamayacağına dair senaryolar üretmekle meşgul.
Lafa gelince “Türk ile Kürt kardeştir.” deniliyor. Ama iş, Kürtlerin dünyanın neresinde olursa olsun insanca bir yaşam için statü sahibi olmasına ya da en küçük kazanımına geldiğinde, aynı kardeşlik hukuku askıya alınıyor. Bu çelişki sağlıklı bir politika değildir.
Nitekim Suriye rejimi ile Kürtler arasında statü tartışmalarında da benzer bir tablo ortaya çıktı. Daha ortada somut bir gelişme yokken, İran’da Kürtlerin nasıl bir statü elde edeceği üzerinden yürütülen tartışmalar da aynı bakış açısının ürünü. Oysa bu yaklaşım, Türkiye’de barış ve kardeşliği güçlendirmek adına yürütülen çözüm arayışlarının ruhuna terstir. En başta da duygusal zedelenmelere ve kopuşlara yol açar.
Orta Doğu halkları arasında mesnetsiz önyargılar ve düşmanlık tohumları ekmek, en çok emperyal güçlerin işine yarar. Eğer bugün İran’da Kürtlerin rejimin yanında yer almamasının bir nedeni varsa, bunun kendi tarihsel ve siyasal gerekçeleri vardır. Binlerce Kürt idam edildi, binlercesi İran cezaevlerinde tutuklu. Kürtlerin geçmişte yaşadıkları tarih sayfalarında kayıtlıdır.
Elbette zulüm ebediyen sürmez. Saddam Hüseyin’in Halepçe’de kimyasal silahlarla gerçekleştirdiği katliam da, Beşşar Esad döneminde yaşanan baskılar da hafızalardadır. Tarih, zulmedenlerin akıbetinin değişmediğini defalarca göstermiştir.
Kürtleri anmak yetmez; kardeşlik hukuku içinde kucaklamak gerekir. “Kürt anasını görmesin.” anlayışından vazgeçmek şarttır. Suriye’de ve İran’da Kürtleri ilgilendiren gelişmelere dair daha serinkanlı, daha adil ve gerçekten kardeşlik hukukunu gözeten bir dil kurulmalıdır.
Kürtlerin komşuluğundan, dostluğundan kimseye zarar gelmez. Kürtler kadim bir halktır; dostluğa değer verir, ihanetle anılmak istemez. Bu süreci doğru okumak ve kardeşlik adına samimi bir yaklaşım sergilemek gerekir.