Mor Kiryakos Manastırı’nı nasıl kurtardık?
- 19-06-2025 15:15
- 1164
Meslek hayatında bazı başarılardan dolayı insan kendi kendini ödüllendirir.
Benim, kültürel mirasla ilgili 36 yıllık gazetecilik mesleğimde yazdığım haber ve yazılarda kendi kendimi Hasankeyf ve Mor Kiryakos Manastırı ile ilgili olarak iki kez ödüllendirdim.
Tamam, Hasankeyf’i kurtaramadık ama gerekli çabayı sarf ettik. Ancak Mor Kiryakos Manastırı için verdiğimiz çabalar boşa gitmedi ve kurtarmayı başardık.
Bu yüzden her iki ödülü vicdanım rahat bir şekilde kendime verdim.
Mor Kiryakos Manastırı’nın kaderine terk edilişini, 1980’li yılların sonunda başladığım gazetecilik mesleğinde yaptığım ilk haberle gündeme getirdim.
Beşiri Hürriyet gazetesi muhabiri olarak yaptığım haber üzerine dönemin Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu soruna anında el atmıştı.
Mor Kiryakos için oluşturulan bilim heyeti Batman’a geldiğinde, dönemin Kültür Müdürü olan Şehmus Kartal beni de heyetle tanıştırmış ve çalışmalara katmıştı.
O güne kadar hiçbir resmi heyet manastırı koruma altına almak için Ayrancı köyüne gitmemişti.
Yıkılmaya terk edilen, hayvan barınağı ve samanlık olarak kullanılan tarihi mekân, günden güne daha da kötüye gidiyordu.
Diyarbakır’dan gelen heyet, fotoğraflar çekip raporlamalarını yaptı.
Bir süre sonra manastır, sit alanı ilan edilerek devlet korumasına alındı.
Karar ilk kez bana ulaştırıldı ve bu güzel haberi tekrar yayınladım.
Ondan sonra Mor Kiryakos Manastırı için heyet üzerine heyet köye gitmeye başladı.
O günden bu yana yaklaşık 35 yıl geçti.
O zaman kiliseyi haber yapmamış olsaydım ve bu sayede koruma altına alınmamış olsaydı kim bilir, belki de şimdi taş üstünde taş kalmazdı.
Tabii gazetecilik mesleğim süresince bu önemli tarihi mirası koruma altına almak için gündemde tutmaya devam ettim.
Vali Ahmet Deniz’in Batman’da görev yaptığı sırada, İl Kültür ve Turizm Müdürü İhsan Arslanlı’nın da çaba ve gayretleri ile kilisenin restorasyonu gündeme geldi.
7 yıllık restorasyon çalışmaları ile turizme açıldı.
Bu gelişmeyi basından öğrendim.
Manastırın yıkılıp yok olmasını önlemede haber ve yazılarım ile kilit rol oynamış, tarihine ışık tutmuş biri olarak bu önemli günde benim de orada olmam gerekirdi.
Benim orada olmuşum, olmamışım pek önemi yok.
Ama o gün orada birisinin Mor Kiryakos Manastırı ile söyleyecek sözü varsa şayet (bu kez mütevazı olmayacağım) o kişi ben olmalıydım.
Çünkü en çok bu manastırın restorasyonu ve tanıtımı için uğraşıyı ben vermiştim.
Ben hem Hasankeyf’in hem de Mor Kiryakos Manastırı için verdiğim mücadeleyi, değerlerimize sahip çıkma adına vicdanımın sesine kulak vererek verdim.
Hiç kimsenin beni ödüllendirmesi, takdir etmesi, açılışa çağırması için yapmadım elbette.
Sadece ahde vefa gereği orada bulunmalıydım, diyorum.
Orada bulunup bulunmamamın önemi yok; benim açımdan önemli olan bu tarihi mirasın yaşatılmasıdır.
1500 yıllık manastırın turizme açılması Batman için önemli bir hizmettir.
Her kimin bu konuda emeği, katkısı varsa kendilerine teşekkür ediyoruz.
Ciddi bir bilimsel ve alan araştırması yapılırsa, manastırın kültürel miras açısından önemi daha çok ortaya çıkacaktır.
365 odalı olarak inşa edilen manastır çevresinde de birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır.
Tarihi çeşme, taş değirmen; bilinen ve hâlâ kaybolmamış eserlerdir.
Bir de manastırın kayıp bir kapısı ve çanı da bilinen çok önemli iki kayıp eserdir.
Raman Dağı’nda petrol çıktığında kilisenin yaklaşık 500 kiloluk çanı yerinden sökülüp, petrol işçilerinin işe başlama ve bitirme saatlerinin duyurusu için sahaya monte edilmişti.
Sonra ne oldu, akıbeti ise bilinmiyor.
Kapının ise Diyarbakır Müzesi’ne götürüldüğü söyleniyor.
Bu ve diğer manastırdan geriye kalan eserlerin de toplanması gerekir.
Ayrıca, özellikle İstanbul ve Paris’te manastırın tarihi ile ilgili ciddi bilgilerin olduğu biliniyor.
Manastırın hangi Hristiyan cemaatine ait olduğu ile ilgili ciddi manada tartışmalar var.
Her ne kadar Süryaniler tarafından inşa edilmiş olduğu yönünde bilgiler varsa da, manastırı en son terk edenlerin Ermeniler olduğu bilinmektedir.
Mevcut tarihi kaynakların çok yetersiz ve belgesiz olması büyük bir eksikliktir.
Bunları belgelendirip manastırı dünyaya tanıtmak gerekir.
Yani bundan sonraki süreçte de yapılacak çok iş var.
Ancak yön tabelaları, yol haritası, tanıtım broşürleri, yapım süreci ve mevcut durumu ile ilgili bir belgesele de ihtiyaç bulunmaktadır.