Öğretmenlik mesleğine 24 Kasım’da düşen gölge…
- 24-11-2025 16:34
- 1222
Öğretmenine hediye almadı diye okula gitmeyen bir öğrenciyle karşılaşmak…
Ne acı verici bir durum biliyor musunuz?
Şehrin yoksulluğun en yoğun hissedildiği bir semtte, sisli bir kış gününde bir banka oturmuş beklerken ilkokul çağlarında bir çocuk ilişti gözüme.
Okul saatinde böyle bir çocuğun parkta olmasına anlam veremeyip yanına oturdum.
Yüzündeki mahcubiyet, içten içe taşıdığı eziklik ve burukluk öyle belirgindi ki…
Neden bu saatte derste olması gerekirken burada olduğunu sorduğumda önce,
“Kardeşim gelecek, onu bekliyorum.” dedi.
Sordukça cevaplar değişti; belli ki gerçeği saklamaya çalışıyordu. Sonunda gerçeği söylemekten başka çaresinin kalmadığını anladı ve gözlerini yere indirerek kısık bir sesle:
“Bugün Öğretmenler Günü… Öğretmenime hediye alacak param olmadığından okula gitmedim” dedi.
O an gözlerim doldu, kelimeler söylemek için dilim zor döndü, kalbimde bir şey düğümlendi.
Bütün yaş farkını bir kenara bırakıp elimi omzuna attığım o çocuğa:
Hediye almanın bir zorunluluk olmadığını…
Fakir olmanın utanılacak bir şey olmadığını…
Parkta oturup okula gitmiş gibi davranmanın doğru olmadığını söyledim.
Asıl utanılması gerekenin yalan söylemek olduğunu anlattım.
Sözlerim ona teselli oldu, yüzüne bir güven yerleşti. Beraber okul kapısına kadar yürüdük.
İçeri girene kadar bekledim.
Bahçeden geçerken bana dönüp yüzündeki o mahcup gülümsemeyle el sallayarak sınıfına doğru koştu.
Bu sadece bir örnek…
24 Kasım’dan ikinci bir örnek:
Bir veli anlatıyor:
“Çocuğum gece vakti, hediye almazsan yarın okula gitmem, arkadaşlarım dalga geçer, öğretmenime mahcup olurum, dedi. Gece karanlığında çarşı pazar dolaştık. Zar zor bütçemize uygun bir şey bulduk. Üç çocuğum var, her sene hediye almak için de aynı sıkıntıyı yaşıyoruz”
24 Kasım’dan üçüncü örnek:
Veli anlatıyor:
“Okula öğretmenin hediyesini götürdüm, öğretmen hediyeleri arabaya taşısın diye yanına üç öğrenci almış, bagaj doldu taştı”
O kadar ileri gitmiş ki iş;
Hediye getiren–getirmeyen,
Pahalı getiren–ucuz getiren,
Öğretmenin gözünde ‘daha değerli’ görünmek için abartılı hediyeler alan aileler…
Artık öğrenciler arasında bile bir rekabet, bir ayrımcılık konusu olmuş.
Yoksul öğrencilerin “hediye alamadım” diye okula gitmeye çekindiği bir düzende, Öğretmenler Günü’nün anlamından, ruhundan ne kaldı?
Bazı öğretmenler net bir tavırla “Hediye kabul etmiyorum” diyor elbette.
Ama bazıları sessiz kalıyor.
Bazen teşvik etmese bile kabullendikçe bu yanlış gelenek sürüyor.
Her 24 Kasım’da tekrarlanan bu tablo, öğretmenlik gibi kutsal bir mesleğin üzerine gereksiz bir gölge düşürüyor. Çünkü öğretmenin değeri bir hediyeyle ölçülemez.
Öğrencinin sevgisi, saygısı, emeği ve örnek bir birey olarak topluma kazandırdığı değer, öğretmene verilebilecek en büyük hediyedir.
Bir öğrenci, öğretmenini pahalı bir kalemle değil;
Dürüstlüğüyle, başarısıyla, insanlığıyla ödüllendirir.
Yoksul bir çocuğun yüreğini ezerek, bir annenin gecenin bir vakti borçlanarak hediye aramasına sebep olarak, sınıf içinde gizli bir rekabet yaratarak kutlanan bir Öğretmenler Günü, gerçek anlamını çoktan yitirmiştir.
Artık bu soruna bir çözüm bulunmalı.
Millî Eğitim Bakanlığı mı yapar, okul müdürleri mi inisiyatif alır bilemem ama bu hediye meselesi tümden kaldırılmalıdır.
Çünkü öğretmenlik, hediyeyle değil, insan yetiştirmekle değer kazanır.
Ve hiçbir hediye, bir çocuğun eğitim hakkından daha değerli olamaz.
Gelecek 24 Kasım’larda hiçbir çocuk “hediye alamadım” diye okula gitmekten utanmasın.
Öğretmenler Günü’nde sadece sevgi, saygı ve başarı konuşsun.
Kutsal mesleklerin en başında gelen öğretmenlik, hiçbir zaman bir hediye gölgesine mahkûm edilmemelidir.
cemal ersever 6 ay önce
Nafiz 6 ay önce