Özel mezar, özel oda da neyin nesi…

Özel mezar, özel oda da neyin nesi…

Ayrımcılığın yetki ve maddiyat üzerinden hızla derinleştiği bir dönemden geçiyoruz.
Mevki ve makam sahibi olanla daha az yetkili ya da işsiz olan arasında ekonomik, sosyal, hatta insani açılardan oluşan uçurum artık gözümüze gözümüze sokuluyor. Bu denli bir ayrımcılığa “uçurum” demek az bile kalır.

Günümüzde parası, yetkisi olanla olmayan arasındaki fark her geçen gün daha da büyüyor.
Hayat standartları, yaşam kalitesi, hatta nefes alma biçimi bile değişiyor.
Parası ve nüfuzu olanın önünde tüm kapılar ardına kadar açılırken, yoksulun kapısına bile yaklaşacak hâli kalmıyor.

Bu ayrımcılığı yalnızca günlük hayatta değil; sağlıkta, yaşam mücadelesinde ve ne yazık ki ölümde bile yaşıyoruz.

Hastanelere bir bakın…
Yatan hasta bölümünde mutlaka dikkatinizi çekmiştir: “Özel Oda”, “VIP Oda” tabelaları. Ferah, geniş, misafir ağırlamaya uygun, tüm detayları düşünülmüş odalar… Bu odalarda kalan hastalara hastane personelinin yaklaşımı bile farklıdır. Özel ilgi, özel imkân, özel hizmet… Hal böyle olunca bu hastaların iyileşme sürecinin bile daha hızlı olması şaşırtıcı değildir.

Öte yanda imkânı olmayan kişiler üç kişilik, bazen dört kişilik odalarda tedavi görüyor. Enfeksiyon riskiyle iç içeler…
Hatta kimi zaman, acil ameliyat olması gereken bir hastanın işlemi “boş oda yok” diye erteleniyor.
İşin en acı yanı; hastanenin özel odaları boş olsa bile sıradan vatandaşlara tahsis edilmiyor.

Ölümde de durum farklı değildir.
Evet, insanın son durağı olan ölümde bile ayrımcılık var.
Parası olan, mezarlık müdürlüklerine başvurup “aile mezarlığı” adı altında kendine özel bir alan satın alabiliyor.
Aile mezarlığına yetecek kadar imkânı yoksa bile belirli bir ücret karşılığında yakınlarının yanında yer ayırtabiliyor.

Parası olmayan ne yapıyor dersiniz?
Öldüğünde, sıra sıra dizilen mezarlık alanlarında rastgele bir yere defnediliyor.
Ömrü boyunca iyi bir yaşam için büyük zorluklarla mücadele etmiş bir insan, hayata veda ederken bile kendisine defin için ayrılan yerde ayrımcılığa uğruyor.

Cenazenin defninden taziye evine, taziye kabulünden hazır bulunan din adamlarına kadar her aşamada büyük bir sınıfsal fark göze çarpıyor.
Zengin ya da makam sahibi biri vefat ettiğinde taziye evinde izdiham yaşanıyor; din adamları sıraya diziliyor, ilahiler okunuyor, dualar ardı ardına geliyor.
Yoksulun taziyesinde ve defin işlemi esnasında görevliler hariç çoğu zaman bir din adamı bile bulunmuyor.

Düşünün; nasıl bir adalet, nasıl bir din…
Sırf yoksulsunuz, yetki sahibi değilsiniz diye yaşarken ayrımcılık, hastayken ayrımcılık, öldüğünüzde bile ayrımcılık…
Zengin–yoksul farkı, makam sahibi olanla olmayan arasındaki mesafe artık dağlar kadar zirve yapmış durumda.

Bu kadar ayrımcılık adil değil.
Bu kadar ayrımcılık, eşitlikten, insanlıktan, vicdandan uzak bir hayat…
Peki, bu ayrımcılık daha nereye kadar?

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ