Sendikalar etkisiz, emekçiler mağdur…

Sendikalar etkisiz, emekçiler mağdur…

Batman, bir emekçi şehri olduğundan sendikaların geçmişi neredeyse şehirleşmenin başladığı günlere uzanır.
36 yıllık gazetecilik serüvenimde sayısız sendika başkanı tanıdım, birçok sendikanın hak mücadelesine tanıklık ettim.
Kamu sektöründe çalışan nüfusun fazlalığı, beraberinde sendikalaşmayı da getirmiştir.
Tekstil, özel hastaneler ve diğer iş kollarında çalışan emekçiler de sendikalı olabilseydi, neredeyse bu şehirde yaşayan 18 yaş üstü nüfusun yarısı bugün sendikalı olurdu.

Batman’da mevcut sendikalar arasında kentin en eski sendikası Petrol-İş’tir. Ardından belediye çalışanlarının örgütlendiği Belediye-İş Sendikası gelir. Petrol-İş’in efsanevi başkanları Ahmet Timurtaş, Nurettin Sözen, yakın zamanda kaybettiğimiz Mustafa Tekik ve yine Belediye-İş Sendikasının efsane ismi Osman Künteş gibi isimler geçmişte işçi haklarını ve demokrasi mücadelesini savundukları için ağır bedeller ödediler; gözaltılar, cezaevleri, kaçırılmalar… Başlarına gelmedik bela kalmadı.
Fakat tüm bunlara rağmen sendikal mücadeleden asla vazgeçmediler. O dönemlerde sendika başkanlığı ateşten bir gömlekti; herkes bu gömleği giyemezdi.

Aylarca süren eylemleri, grevleri gördüm. 1989’da belediye işçilerinin başlattığı açlık grevinin haberlerini yaptım.
O yıllarda sendikalar etkili ve cesurdu; üyeler kararlı ve daha örgütlüydü. Sendika başkanlarının konforlu makamları, özel araçları, yüksek maaşları yoktu.
İşçi hangi şartlardaysa başkanlar da o şartlara sahipti.

Sendikalar bugünkü gibi iktidarın ya da muhalefetin arka bahçesi değildiler. Öncelikleri, emekçilerin hakları ve onurlu bir yaşamdı.
Hiçbir başkan hem sendika koltuğunu hem kurum içi makamları elinde bulundurup müdürlük, şeflik, amirlik yapmazdı. Tek işleri, sendika üyelerinin hakkını savunmaktı.

Bugün ise sendikalar kısmen politize oldukları için etkisizleşmiş durumdalar.
İktidara yakın sendikalar, hükümetin belirlediği ücrete “şükür” demekten öteye geçmiyor.
Muhalefet cephesindeki sendikalar ise emekçiler için hak talep edip demokratik güç kullanmak yerine “Bu hükümetten kurtulmalıyız.” söylemine sıkışmış bir hâldeler.

Böyle olunca da çalışanlar hak mücadelesinde neredeyse tamamen kendilerini sahipsiz hissediyorlar.
Emekçiler geçinemediklerini haykırıyor; aldıkları ücretler enflasyon karşısında her gün eriyor ama üyesi oldukları sendikalar bu gerçekliği görmüyorlar.
Sendika başkanlarının maaşları işçinin aldığı ücretin iki üç katı olunca geçim derdinin ne olduğunu bilmeleri elbette beklenemez.

Altlarında sendika genel merkezlerinin tahsis ettikleri araçlar, konforlu makam odaları, sürekli Ankara–Batman arası uçak seyahatleri, lüks otellerde konaklamalar… Bir özel şoförleri eksik.
İşçi isyan edince de “İşveren düşük ücret veriyor, biz ne yapalım?” diyebiliyorlar.
Oysa hak dediğin alınır; sendikanın görevi de emekçinin hak ettiği ücreti almasını başarmaktır. Asla işverenin verdiği ekonomik ve sosyal hakları bir lütufmuş gibi kabul etmek değildir.

Keşke sendika başkanlarının çalışma koşulları ve aldıkları maaşlar, üyelerinin aldığı ücretlerle aynı oranda olsaydı; o zaman daha çok emekçinin hâlinden anlarlardı.
Bir de siyasete bulaşan, kurumlarda yetki peşinde koşan hiçbir sendikacı görevde kalmamalıdır.
Hem kurumda müdür ya da amir olup hem de emekçinin hakkını savunmak mümkün değildir.
İşine gelince işveren, işine gelmeyince sendika önlüğünü giymekle sendikacılık yapılmaz.

Bu yanlış politikalar yüzünden sendikalar günümüzde etkisizleşmiş; emekçiler ekonomik olarak tarihin en zor günlerini yaşıyor.
Günümüzde Batman’da işçilerin büyük bölümü borç içinde ve geçinemiyor.
Bir emekçinin 50 bin liranın altında maaş alması, sefalet içinde yaşaması demektir. En düşük kira olmuş 15 bin lira.
Kimi bekar emekçi geçinemeyeceğini düşünerek evlenmiyor; kimisi üniversiteli çocuğunu okutmak için sürekli borçlanıyor.
Ağır hastası olan çalışanlar var. Bunların içinde olduğu zorlukları görmek lazım.

Bugün Batman’da kamuda çalışan işçilerin çoğu aylık 50 bin lira rakamının altında ücret alıyor.
İşçinin bugün içinde bulunduğu zor durum karşısında sendikalar ise bölünmüş, siyasileşmiş, etkisiz hâle gelmiş ve emekçinin hakkını savunamıyor durumdalar.

Sendikaların bir iç muhasebe ve özeleştiri yapıp emekçinin neden bu kadar mağdur durumda olduğunu, kendilerinin de neden bu kadar güçsüzleştiklerini sorgulamak zorundalar.
Çözüm olarak sendikalar, gerçek misyonlarına dönerek emekçinin hakkını savunan bir anlayışla hareket etmelidirler.
Aksi hâlde tüm inisiyatif işverende kalacak ve sendikaların varlığının da bir anlamı kalmayacak; emekçiler de yokluk ve yoksulluk içerisinde bir hayat sürdürmek zorunda kalacaklar.
Çözüm yolu ise cesur, bağımsız ve gerçek bir sendikacılık ile samimi bir duruştur.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ