Silmediğim son yazı…
- 26-01-2026 16:31
- 2804
Birkaç gündür bilgisayarımın başına oturup durdum.
Word sayfasına yazdım, sildim.
Yazdım, yine sildim.
Bu yüzden köşem üç gün boyunca boş kaldı.
Yazılarımı merak eden okurlar aradı, endişelendi.
“Neden yazmıyorsun?” diye sordular.
Ben de “Yazdıklarım bir öfkenin tezahürüydü” dedim.
Üç günün sonunda silmediğim tek bir yazı kaldı geriye.
Şu an okuduğunuz bu yazı…
Beni hüzünlendiren, içimi parçalayan, sağduyu sahibi herkesi hüzünlendiren toplumsal bir mesele vardı.
Bu mesele ile ilgili olarak o kadar çok şey söylemek istiyordum ki…
O kadar öfkeliydim ki…
Ama her bilgisayarda sayfaya yazdığımda “Bu benim üslubum değil” deyip vazgeçtim.
Bu süreçte bir ara, artık hiç yazmamayı bile düşündüm.
“Yazdık da ne oldu?” dedim kendi kendime.
“Yazıyorum da ne değişiyor?”
“Yazmasam ne olur?”
Bu sorular zihnimi kemirdi durdu.
Sonunda yine yazmaya karar verdim.
Çünkü yazmamak, susmak bu kez bana daha ağır geldi.
Yazmaya başladım ama hâlâ üzgünüm.
Hâlâ öfkeliyim.
Nasıl öfkeli olunmaz ki?
Yanı başımızda yeni bir savaşın, yeni bir felaketin eşiğindeyken insan, nasıl hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edebilir?
Tüm dünya yaşanan zulme sessiz kalırken, kalem tutan ellerim titredi, dilim tutuldu.
Belki de çaresizlikten ağladım.
Böyle zamanlar insanlığın sınandığı zamanlardır.
Zulme, haksızlığa sessiz kalmak onu kabullenmektir.
Kadınların onuruna uzanan elleri, bir Kürt kadının kesilen saçını gösterip “ondan geriye bu kaldı” diyen zihniyeti hiçbir din, hiçbir vicdan kabul etmemelidir.
Eğer bir Müslüman ve insanım diyen buna ses çıkarmayacaksa, yarın haktan, hukuktan, adaletten söz etmeye de hakkı yoktur.
İnsanlar bu kar kışta yerinden yurdundan ediliyor.
Hak ihlalleri, acılar meşrulaştırılıyor.
Bir örgüt üzerinden koskoca bir halk hedef alınıyor.
Kürtler yine ötekileştiriliyor, şeytanlaştırılıyor.
Sanki Kürde edilen hakaretin, haksızlığın, zulmün dünyanın hiçbir yerinde cezası yokmuş gibi basın kuruluşları haberler yapıyor ve sosyal medyada paylaşımlar yapılıyor…
Peki nerede haksızlığa karşı çıkan ve barışı savunanlar?
Nerede eşitlik, özgürlük ve insan hakları diyenler?
Nerede kaldı din kardeşliği?
Yanı başımızda yaşananlar siyasi görüşü ne olursa olsun; AK Parti’liyi de, DEM’liyi de, CHP’liyi de, MHP’liyi de, Hüda Par’lıyı da; kısacası her kesimden Kürt’ü derinden yaralıyor.
Bu yaralar zamanla çok daha büyük kopuşlara dönüşebilir.
Suriye’de yaşananlar Ortadoğu’nun kadim halkları olan Arapları, Türkleri ve Kürtleri birbirine düşürme çabasıdır.
Bu, emperyalist güçlerin yıllardır sahnelediği kirli bir oyundur.
Merhameti ve adaleti ABD’den ya da Batılı güçlerden beklemek yerine, Suriye’de gerçek bir iç barışı, adaleti ve demokrasiyi halkların kendi elleriyle yeniden inşa etmesi gerekir.
Aleviler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler, Araplar…
Bu toprakların tüm halkları birlik ve dayanışma içinde yaşamak zorundadır.
Çünkü insanlık onurunu ayaklar altına alan her yanlış, er ya da geç hepimizi yaralar.
Bugün herkesin durup vicdanıyla baş başa kalma zamanıdır.
Kürtler, Mezopotamya’nın en kadim halklarından biridir.
Selahaddin Eyyubi’nin torunları Kürtler, tüm Müslümanlar için bir mirastır.
Bu toprakların ortak mirası olan Kürtleri zalimlerin eline bırakmamak gerekir.
Bu gerçeği kabul etmeden ne Ortadoğu’da barış sağlanır ne de acılar diner.
Ben tekrar yazmaya bu yüzden karar verip bu yazıyı da bu nedenle silmedim.
Çünkü hâlâ inanıyorum ki inkâr ve düşmanlık olmadıkça kardeşçe yaşamak mümkündür.
Savaşsız, çatışmasız bir gelecek hâlâ mümkündür.
İnsanlık adına, huzurlu ve barış içerisinde bir yaşam için çabalamak gerekir.