Ülkenin gündemi ve gündemimde olan kuşlar…
- 14-05-2026 17:25
- 1826
Sabah kahvaltısı için aldığım ekmek o kadar sıcak, o kadar tazeydi ki; kuşlara ayırmasam neredeyse yarım ekmeği tek başıma bitirecektim.
Ama her sabah olduğu gibi bugün de pencere kenarına onlar için birkaç parça ekmek bırakmam gerekiyordu. Çünkü insan bazen kendi açlığından önce vicdanını doyurmalı.
Tam kuşları düşünürken telefona bir “son dakika” bildirimi düştü.
Bir belediye başkanının daha partisinden istifa edip iktidar partisine geçeceği haberi…
Seçimlerden bu yana, seçildiği partiyi bırakıp başka bir siyasi safa geçen belediye başkanlarının sayısı neredeyse yüzü buldu.
Bu durum artık memleket ve ideoloji tercihi değil; adeta canlı bir “parti değiştirme piyasası”na dönüşmüş durumda.
Üstelik parti değiştiren isimler şaşırtıyor.
Düne kadar seçmeninden aldığı oyla, savunduğu ilkelerle, meydanlarda verdiği sözlerle öne çıkan insanlar, bugün bambaşka bir siyasi çizgide karşımıza çıkıyor.
Elbette siyasette fikir değişebilir.
İnsan düşüncesini zamanla değiştirebilir.
Ama mesele yalnızca parti değiştirmek değildir.
Mesele; seçmenin iradesine, verilen söze ve siyasi ahlaka ne kadar sadık kalındığıdır.
Çünkü bir belediye başkanı yalnızca kendi adına seçilmez.
Onu o makama taşıyan; partisi, söylemi, savunduğu değerler ve en önemlisi halkın güvenidir.
Sandıkta alınan oy, kişisel bir kariyerle elde edilen başarı değil; daha çok aday olduğu partiye duyulan güvendir.
Son dönemde sık sık karşılaşılan parti değişiklikleri, toplumda siyasete olan güveni de zedeliyor.
İnsanların kafası şimdi çok karışık. Bundan sonra seçimlerde söylenen sözlere nasıl itibar etsinler?
Ülkenin gündemi bugünlerde daha çok bununla meşgul.
Bir yandan da ağır aksak ilerleyen bir “barış ve kardeşlik” süreci konuşuluyor.
İçeride ne oluyor, ne konuşuluyor, hangi pazarlıklar yapılıyor; toplumun büyük kısmı tam olarak bilmiyor.
Herkes gibi biz de durumu anlamaya çalışıyoruz.
Gerçekten anlaşılması zor bir dönemden geçiyoruz.
Aklım bazı şeyleri almıyor.
Bu yüzden ülke gündeminden uzaklaşıp tekrar gündemime dönüyorum; fırından aldığım ekmeğin yarısını küçük küçük bölüp pencere önündeki saçağa bırakıyorum.
Birazdan kuşlar gelip konacak.
Bir yandan ekmek kırıntılarını gagalarken bir yandan bana bakacaklar.
Belki yine göz göze geleceğiz.
Yakında bahçedeki dut ağaçları da meyve verecek.
Dut ağacını bu yüzden severim.
Sadece bir ağaç olduğu ve gölge verdiği için değil; kuşlara yuva, böceklere yaşam kaynağı olduğu için.
Hele kuşlar dutu öyle sever ki…
Ağacın dallarına üşüşür, doya doya yerler.
Ben de dutlar meyve verdiği günlerde cam kenarına ekmek bırakmayı azaltırım.
“Bırakın bugün rızıklarını daldan yesinler.” derim içimden.
Sonra masaya dönüp günlük köşe yazımı yazmaya çalışıyorum.
Ama memleketin gündemi o kadar ağır ki hangi konuya dokunsam insanın başı ağrıyor.
“Buna ne gerek var, zaten başımızı ağrıtan yeterince mesele var.” diye geçiriyorum içimden.
Kimi zaman yazsanız hedef oluyor, başınızı ağrıtıyorlar; gerçekleri yazmasam vicdanım sızlıyor.
Kendimi bu durumlarda iki arada bir derede kalmış hissediyorum.
İşte böyle zamanlarda kuşlar imdadıma yetişiyor.
Kanat çırpışları, telaşsız ötüşleri, sabahın sessizliğine bıraktıkları o ince ses…
Bana hâlâ hayatın devam ettiğini hatırlatıyor.