Zore Vadisi’nde bir gün

Zore Vadisi’nde bir gün

Pazar günü, baraj tehdidi altında bulunan Sason, Kulp, Muş üçgeninde yer alan Zore Vadisi’nde bir gün geçirdim.
Güneş henüz doğmadan başlayan yolculuğumuz, güneşin batışıyla sona erdi.

Uzun süredir Zore Vadisi’nin sular altında kalmaması için Batman’daki çevreciler ve sivil toplum kuruluşlarıyla mücadele veriyoruz.
Zore Vadisi’ni hep görsel materyallerde görüp hayran kalmıştım.
Çıplak gözle görmek, suyuna bedenimi yatırmak, vadinin kokusunu içime çekmek için sabahın ilk ışıklarıyla Batman Çevre Gönüllüleri Derneği yönetimi ve üyeleriyle Zore Vadisi’nin yolunu tuttuk.
Amacımız hem Zore Vadisi’nde bir gün geçirmek hem de burada yapılması planlanan baraja karşı tepkimizi bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurmaktı.

Zore Vadisi’ne ulaşmak için iki yol varmış:
Sason Yücebağ Beldesi yolunu kullanmak ya da Muş-Kulp yolunu tercih etmek.
Gezi rehberimiz Veysi Mercimekçi bize Kulp yolunu öneriyor.
Sabahın karanlığında yola koyuluyoruz. Yaklaşık bir saat sonra Zore Vadisi’ne ulaşmak için bir patika yola giriyoruz.
Dağlık alanda, yeşil örtüye ve doğanın yapısına zarar veren mermer ocakları görünüyor. Yol boyunca ormanlık alanların talan edilmiş enkazlarıyla, asırlık ağaçların geride kalan kökleriyle karşılaşıyoruz.
İçimiz burkuluyor. Ulaşımımızı sağlayan araç yılan gibi virajlardan aşağıya doğru kıvrılıyor.
Vadiye yakın bir noktada araçtan inip yürüyerek yola devam ediyoruz.

Bir an, büyük bir şaşkınlık yaşadığım için dona kaldım.
Zore Vadisi’ni çevreleyen ağaçlar ve kanyonlar bana çok tanıdık geliyordu.
Hiç gelmediğim bu yeri daha önce defalarca görmüşüm gibi hissettim ve hafızam beni geçmişe götürdü.
Nereden tanıdığımı bir anda hatırladım: Dicle Nehri’nin sular altında kalan kanyonlarının birebir benzeri olduğu için bana tanıdık geliyordu.
Suyun içine girince de kendimi bir an Dicle Nehri’nde hissettim.
O an Ilısu Barajı’nın göle çevirdiği Dicle Nehri ve sular altında kalan kanyonlar aklıma geldi.
Diğer yandan ise büyüleyici bir doğal güzellik ile karşı karşıya olduğumuz için hem hüzün hem de sevinci bir arada yaşıyordum.

Muhteşem bir atmosferde bulmuştuk kendimizi.
Şehrin gürültüsünden, stresinden uzak, rahat nefes alabildiğimiz bir yerdeydik.
Bir ağustos gününde, doğal güzellikleri ve serin havasıyla Zore Vadisi misafirlerini ağırlıyordu.
Akın akın insanlar, yemyeşil doğası, berrak suyu, temiz havası, kanyonlarını görmek ve suda serinlemek için geliyordu.
Adeta cennetten bir köşeydi burası.
Hani “anlatılmaz, yaşanır” denir ya, işte öyle bir yerdir Zore Vadisi.
Kuş sesi ile su sesi birbirine karışıyordu.

Yer sofrasında oturup kahvaltımızı yaptıktan sonra vadiyi keşfetmeye başlıyoruz.
Şelalelerin bulunduğu alana gittiğimizde güneş tam tepemizdeydi ama yine de sıcak bir hava hissetmiyorduk.

Bu doğal güzelliğe dikkat çekmek için “Zore’ye kıymak doğaya ihanettir” afişi önünde, Batman Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hasan Argunağa bir basın açıklaması yaptı.
Orada bulunan çoğunluk açıklamaya destek verdi.
Zore Vadisi’nin sular altında kalmaması, orada bulunan herkesin ortak temennisiydi.

Orayı görüp şelalesinden su içen, serin sularında yüzen, yeşil örtüsü altında soluklanan, kayalıklarına dokunan kim olursa olsun Zore Vadisi’nin sular altında kalmasını istemez.
Tabii Zore sadece bir vadiden ibaret değil; gözle görülür tarihi kalıntılar, eşsiz kanyonları, bitki çeşitliliği, canlı türleri ve şelaleleriyle mutlaka sit alanı olarak ilan edilmelidir.

Diyarbakır Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne çağrımdır:
Bir an önce harekete geçip burayı sit alanı ilan etmeleri gerekir.
Bu bölgede birçok doğal anıt, şelale, uçurum, krater, fosil, kum tepesi, kaya oluşumu, vadi ve mercan resifleri gibi doğal jeolojik ve coğrafi özellikler mevcut olduğu için burası millî park alanı da ilan edilmelidir.

Zore’de geçirdiğimiz bir gün inanılmaz derecede güzel ve huzur vericiydi.
Ömrü 30 yıl olan bir baraj için bu eşsiz değerimizin feda edilmesine izin vermemeliyiz.

 

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ