<div>İslam, bir anlatılar yığını ya da yalnızca sözlü nasihatler bütünü değildir. O, doğrudan yaşanmak üzere gönderilmiş bir hayat nizamıdır.</div> <div> Bugün toplumsal yozlaşmanın, ahlaki çöküntülerin, artan suç oranlarının, inançsızlığın ve dinî uzaklaşmanın temel nedenlerinden biri, dinin yeterince yaşanamaması; buna karşın sürekli anlatılmasıdır.</div> <div>Evet, ülkemizde binlerce vaiz, hatip, din görevlisi ve dini anlatan insan bulunmaktadır. Televizyonlar, sosyal medya platformları, camiler ve konferans salonları dinî içeriklerle doludur.</div> <div><strong> Her gün yüzlerce vaaz verilmekte, binlerce dini içerikli video paylaşılmakta, nasihatler yapılmaktadır. Ancak diğer yanda, katliamlar, hırsızlıklar, yolsuzluklar, aile içi şiddet, intiharlar ve zinanın da arttığı bir toplumsal gerçeklik durmaktadır. </strong></div> <div>Aynı zamanda deist, ateist ve agnostik bireylerin sayısı da artmaktadır. Bu çelişki, bizleri şu sorunun eşiğine getiriyor: Neden anlatılanlar karşılık bulmuyor?</div> <div>Cevap basittir ama sarsıcıdır: Çünkü anlatılanlar yaşanmıyor.</div> <div>Hz. Peygamber (s.a.v), en büyük tebliğcidir; fakat onun en etkili yöntemi güzel söz değil, güzel davranıştı. Mekke’nin zifiri cehaleti içinde O, bir nur gibi parladı; çünkü önce yaşadı, sonra anlattı.</div> <div>Onun hayatında sözle eylem arasında bir tutarsızlık yoktu. Ashab da böyleydi. Onlar dinî bir elbise gibi üzerlerine geçirmediler, dinle bütünleştiler. Din, onların ruhunu ve eylemlerini sarınca, söyledikleri de tesir etti.</div> <div><strong>Bugün ise çok konuşuluyor, ama az yaşanıyor. Öğüt veren kişi, kendisiyle çelişiyorsa, dinleyen neden inansın? “Yapmadığınız şeyi neden söylüyorsunuz?” ayeti (Saff, 2-3) bu çağın da yarasına parmak basıyor.</strong></div> <div> Söz ve amel arasındaki uçurum, güveni sarsıyor. Samimiyetsizliğin kokusu, dinî söylemi etkisizleştiriyor.</div> <div>Din; kürsülerde anlatılan, ekranlarda tartışılan, sosyal medyada paylaşım yapılan bir şey değil sadece. O, hayatın her anına sızan, davranışa dönüşen, niyette ve amelde kendini gösteren bir bütünlüktür.</div> <div> İnsanlar artık anlatılan değil, yaşanan dine bakmak istiyor. Bir öğretmen, bir baba, bir anne, bir yönetici, bir komşu dinin gereklerini yaşıyorsa, söz söylemesine bile gerek kalmaz.</div> <div> Yaşayan örnek, anlatılan bin kitaptan daha etkilidir.</div> <div><strong>Dine güvenin artması için öncelikle dinin temsilcileri; başta din görevlileri, alimler, öğretmenler, ebeveynler ve kanaat önderleri söylediklerini yaşamalıdır.</strong></div> <div> “Model insan” kavramı, tebliğin en güçlü aracıdır. Çünkü İslam, sözle değil, hâl ile yayılır.</div> <div>Sonuç olarak, çağın en büyük problemi anlatanların çok, yaşayanların az olmasıdır.</div> <div> Dinin yeniden toplumsal alanda karşılık bulabilmesi, anlatmanın ötesine geçip yaşamaya başlamamızla mümkündür.</div> <div><strong>Her birey kendi nefsinde İslam’ı yaşadıkça, anlatmanın da bir anlamı ve etkisi olacaktır. </strong></div> <div>İşte o zaman, sözler yeniden hayat bulur, nasihatler yeniden gönüllere işler, din yeniden kalplerde dirilir.</div>