Beşiri olayındaki toplumsal çöküşümüz

Beşiri olayındaki toplumsal çöküşümüz

Batman Beşiri ilçesinde katledilen 4 kişilik ailenin acısı, duyan herkesi derinden üzdü. "Bu kadarı olur mu ya?" dedirtti. Bu olaya dair yazılan tüm makaleleri tek tek okudum. Herkes kendince anlamlı yorumlar ve kınama yazıları yazmıştı.

Ben olaya biraz daha farklı yaklaşmak istiyorum.

Şöyle ki: Evet, işlenen olayın haklı hiçbir gerekçesi yok. Evet, vahşet. Evet, insanlık dışı.

Söylenecek söz bulamıyorum. Neredeyse tüm yazılarımda değinirim, insan fıtratında birbirine zıt iki kutup vardır:

Hem karıncayı bile incitmekten sakınan naif şefkat ve merhamet duygusu, hem de yeryüzünü yerle bir edecek kadar yıkıcı olabilecek bir güç.

İyi yönleriyle yaşayan insan, tabii ki yaşadığı âlemi güzelleştirir, dönüştürür. Ama yıkıcı etki söz konusu olduğunda da onu durduracak, frenleyecek ya kanaat önderleri diye tabir edilen büyüklerimiz, ya örf ve adet dediğimiz ananeler, ya da en son, yaptırım gücü en yüksek olan caydırıcı kanunlara başvurulur.

Ne yazık ki “yeni ve modern çağ” dediğimiz olguyla, topluma ve en önemlisi insan olmaya dair tüm davranışlarımız törpülendi. Önce kadının toplum içindeki değeri yok edildi, sonra da erkeğin itibarı yerle bir edildi. Hatırlıyorum da –eskiden diyorum ama çok değil, belki 10–15 yıl öncesine kadar– kadın ve çocuğun olduğu ortamda erkek, bırakın kavga etmeyi, ağıza alınmayacak küfürler bile etmezdi. Çünkü orada o adamın karısı ve çocuğu vardı ve onun itibarı düşünülürdü. Ailesini bu duruma şahit etmek istemeyecek kadar insandı (adamdı), kendisinin itibarını düşürmek istemeyecek kadar da asalet sahibiydi.

Peki, ne oldu da bu hâle geldik?

Ne oldu, biliyor musunuz?

Önce kadını değersizleştirip bir meta hâline getirdiler. O kadın ne tam bir anne, ne tam bir eş, ne de tam bir insan olabildi. Ona özgü her şey, ona dair tüm değerler yerle bir edildi. Savaşları durduracak kadar gücü olan o kıymetli kadın; yanında kocasına küfür edilir, dayak atılır, hatta öldürülür hâle geldi.

Çünkü değeri yitirilmiş her nesne çöptür; ondan utanılmaz, çekinilmez.

Peki erkeğe ne oldu?

“Adamlık" denilen o kavrama?

Fıtratı gereği yüceltilmek istenen erkek de yakınları tarafından yok sayılarak en büyük darbeyi aldı.

Her iyi eylemiyle kahraman unvanı alan erkek, şimdilerde her yıkıcı etkide kahraman olacağını zannediyor.

En kötüsü de ailesinin içinde “Sen mi yapacaksın? Yapamazsın, edemezsin, şaşırt bizi” diye diye erkek canavarlaştırıldı.

Onun gözünde ne kadının ne çocuğun hiçbir anlamı kalmadı. Çünkü fıtratı gereği, yıkıcı da olsa kahraman olması gerekiyordu. Masum canların yanması umurunda olmadı.

Görüldüğü gibi suç, burada her iki tarafın da kendi öz yapısından uzaklaşmasından kaynaklanıyor. Toplumsal değerlerimize, özellikle ailelerimize sahip çıkmalı; öz değerlerimize geri dönmeliyiz. Bu ve benzeri olayların tümünde, olayı önceden duyan, bilen herkes suçludur. İster kabul edin, ister etmeyin: Caydırıcı kanunlar olsun veya olmasın, böyle bir olaya şahit olan herkesin yaptırım gücü vardır. Her aile kendi içerisinde DEVLETTİR. Ve bu dinamiği tekrar sağlamalı, bu olayın uzamaması için kanaat önderleri başta olmak üzere herkes dahil olup yapıcı rol üstlenmelidir.

Coğrafya kaderdir ama bu kaderi yeniden inşa etmek bizim çabamıza bağlı.

Lütfen müdahil olalım.

Yıkıcı değil, yapıcı olup sadece suçluların cezalandırılmasını sağlayalım.

Daha fazla canın yanmasına müsaade etmeyelim.

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ