<div>2025 yılı <strong>“Aile Yılı”</strong> ilan edildi.</div> <div>Güzel.</div> <div>Fakat mesele sadece ilanlarla sınırlı kalmamalı. Aile kurumunu gerçekten korumak, onu içten içe çürüten tehditleri doğru tespit edip önlem almakla mümkündür.</div> <div>Bugün bu tehditlerden biri, pek çok kişinin dikkatinden kaçan ama etkisi oldukça derin olan bir alan: günlük kiralık evler.</div> <div><strong>Başta turizm ya da kısa süreli konaklama ihtiyacını karşılamak amacıyla ortaya çıkan bu evler, denetim eksikliği nedeniyle zamanla farklı amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır. </strong></div> <div>Özellikle fuhuş başta olmak üzere birçok gayrimeşru faaliyet için uygun zemin sunan bu yerler, toplumun ahlaki dokusunu zedelemekte, aile yapısını da dolaylı olarak tehdit etmektedir.</div> <div>Oysa otellerde olduğu gibi bu evlerde de giriş-çıkış kayıtlarının tutulması, kimlik kontrolünün yapılması, hatta kamera sistemleri ile denetlenmesi elzemdir.</div> <div>Denetimsizliğin olduğu her yerde suistimal kaçınılmazdır. Bu yüzden ilgili kurumların hem hukuki hem de teknik altyapıyı güçlendirmesi gerekmektedir.</div> <div>Gelelim işin daha derin tarafına: <strong>Zina meselesi.</strong></div> <div><strong>1926 yılında İtalya Ceza Kanununun, Türk Ceza Kanunu olarak kabul edilmesiyle Zina suç olarak sayılmıştır. Ancak kanun maddeleri erkek için ayrı kadın için ayrı düzenlenmiş.</strong></div> <div>Kadının bir defa zina yapması suç sayılırken, erkeğin bir kadınla bir defa zina yapması suç sayılmıyor. Eğer erkek bir kadınla birden fazla zina yaparsa o zaman suç sayılıyormuş.</div> <div>1997 yılına kadar uygulamaya bu yönde iken yapılan başvuru ile Anayasa Mahkemesi kanunu anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bulup erkek yönünden kanunu iptal etmiş.</div> <div>Ancak eşitsizlik daha da artmış. Erkek için ne yaparsa yapsın zina suç sayılmazken kadın için bir defa da zina yaparsa suç sayılmış.</div> <div><strong>2004 yılında 5237 sayılı Türk Ceza kanunu TBMM’de kabul edildi. Yeni ceza kanununda ne kadın için ne de erkek için zina fiili suç sayılmamaktadır.</strong></div> <div>AB uyum yasaları çalışmaları başlayınca Avrupa Birliği yasaların kendi yasalarına uyumlu olmasını istiyor. Nitekim İtalya 1969’da,Fransa ve Almanya 1975’de zinayı suç olmaktan çıkarmış.</div> <div>Elbette ahlaki meselelerin yalnızca yasalarla çözülemeyeceği bir gerçektir. Ancak hukuk, toplumsal mesaj verir. Ne yazık ki <strong>“zina suç değildir”</strong> mesajı da, özellikle aile kurumuna zarar veren ilişkilerin meşrulaşmasına kapı aralamıştır.</div> <div><strong>Bugün boşanma davalarının önemli bir kısmında zina, hâlâ “ağır kusur” olarak değerlendiriliyor. Fakat suç sayılmayan bir fiilin, aileyi parçalayan bir gerekçeye dönüşmesi nasıl bir çelişkidir? </strong></div> <div>Bu noktada hukukun yeniden devreye girmesi ve zina fiiline yönelik caydırıcı düzenlemelerin getirilmesi artık bir ihtiyaç değil, zorunluluktur.</div> <div>Aileyi sadece fiziksel değil, manevi yönden de korumalıyız. Bu, hem inançlarımızın hem de toplumsal barışın gereğidir.</div> <div><strong> Günlük kiralık evlerin sıkı şekilde denetlenmesi, zina gibi yıkıcı davranışların yeniden suç kapsamına alınması, işte bu korumanın birer parçasıdır.</strong></div> <div>Unutmayalım, sağlam toplumlar, sağlam ailelerden doğar.</div> <div>Aileyi korumak ise hepimizin ortak görevi.</div>