Bazı mekânların kapısından yıllar geçse de çıkamazsınız.
Bahar Kültür Merkezi benim için böyle bir yer.
Bahar’ı düşündüğümde önce binayı değil; koridorlara yayılan bağlama ve erbane seslerini, sahne öncesi telaşı, repliğini son kez tekrarlayan tiyatrocuları ve her şey yetişsin diye bir köşeden diğerine koşturan insanları hatırlıyorum.
Ve o telaşın içinde mutlaka Apo vardı.
Abdullah Tarhan…
Apo’yu Bahar’dan birkaç cümleyle anlatmak kolay değil.

Çünkü o yalnızca sahneye çıkanlardan biri değildi.
Sahnenin kurulmasından programın bitmesine kadar görünmeyen yükü taşıyan insanlardan biriydi.
Bir tiyatro oyunu varsa oyuncuların hazırlığında Apo vardı. Sahne kurulacaksa Apo oradaydı. Mikrofonun, ses düzeninin ya da program akışının bir eksiği varsa onun peşine düşerdi.
Kimi zaman elinde mikrofon sahnedeydi, kimi zaman perde arkasında koşturuyordu. Sunuculuk yapıyor, organizasyonu toparlıyor, gerektiğinde oyuncuların yardımına koşuyor, gösterinin aksamaması için son dakikaya kadar uğraşıyordu.
Bahar’ın alkışlanan tarafında sanatçılar vardı.
Ama o alkışın duyulması için sahne arkasında çalışan insanlar da vardı.
Apo, işte o görünmeyen emeğin önemli isimlerinden biriydi.
BAHAR SADECE BİR BİNA DEĞİLDİ
Bahar benim gözümde hiçbir zaman yalnızca bir kültür merkezi olmadı.
Batman’ın gençlerinin kendilerini bulduğu bir sanat ocağıydı.
Kimi müzikle tanıştı, kimi tiyatroyla kendini ifade etti, kimi resimle dünyaya başka bir pencereden baktı. Kimi sahneye çıktı, kimi sahne arkasında çalıştı. Kimi ilk kez bir enstrümanın sesini orada duydu, kimi kendi sesini ilk kez orada buldu.

Bahar’ın en büyük zenginliği de buydu.
Oradan geçen sanatçıların, müzisyenlerin, tiyatrocuların, ressamların ve kültür emekçilerinin sayısını tek tek yazmaya kalksak, isimlerin sonu gelmez.
Zaten mesele birkaç ismi öne çıkarmak da değil.
Mesele, Bahar’ın onlarca insana kapı açmış olmasıdır.
Çünkü bir sanat kurumunun değeri yalnızca tanınan isimlerle ölçülmez.
Belki bugün adını çok az kişi hatırlıyor olabilir.
Ama bir zamanlar o kapıdan girip bağlama çalan, erbane öğrenen, tiyatro yapan, resim çizen, şiir okuyan, sahneye çıkan ya da sahne arkasında emek veren her genç, Bahar’ın hikâyesinin bir parçasıdır.
SANATIN ASIL GÜCÜ
Sanat yalnızca sahneye çıkmak değildir.
Bir çocuk enstrüman öğrenirken kendine güvenmeyi öğrenir.
Bir genç tiyatro yaparken kendini ifade etmeyi öğrenir.
Bir ressam yaşadığı şehre başka bir gözle bakar.
Bir müzisyen kendi dilini, kendi ezgisini, kendi duygusunu insanlara ulaştırır.
İşte Bahar’da bunların hepsi vardı.
Bu yüzden Bahar’ın hikâyesi, aslında Batman’ın kültür hafızasının da bir parçasıdır.
Çünkü bazı kurumlar yalnızca etkinlik düzenlemez.
İnsan yetiştirir.
Bahar da böyle bir yerdi.
Bugün şehir büyüyor.
Yeni binalar yükseliyor, yeni caddeler açılıyor, şehir değişiyor.
Ama benim yıllardır değişmeyen bir düşüncem var:
Bir şehri beton değil, yetiştirdiği insanlar büyütür.
Bahar’ın adresi değişebilir, tabelası yenilenebilir.
Ama orada oluşan kültürün, orada yetişen insanların ve o koridorlarda yankılanan seslerin hafızadan silinmesi kolay değildir.
Çünkü bazı mekânlar kapıları kapandığında bile yaşamaya devam eder.
Bir erbane vuruşunda…
Bir bağlama telinde…
Bir tiyatro repliğinde…
Bir sahne ışığında…
Bir gencin sanatla tanışan heyecanında…
Ve bütün bunların gerçekleşmesi için görünmeyen bir köşede emek veren insanların hatırasında…
Bahar yaşamaya devam eder.
Ben bugün bir binayı anlatmıyorum.
Bir dönemin sesini anlatıyorum.
Batman’ın sanatla kendini aradığı, gençlerin sahneye umutla çıktığı, farklı sanat dallarının aynı çatı altında buluştuğu bir dönemi…
Bahar Kültür Merkezi bu yüzden Batman’ın hafızasında yalnızca bir adres değil, bir izdir.
Ve o izi yaşatmak, bu şehrin geçmişine karşı hepimizin vefa borcudur.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir