<div>Kirvem hallerimi aynı böyle yaz…</div> <div>Hangi sözcükten sonra yağmur yağar?</div> <div>Belki benden bir koku kalmıştı. Bütün kapılarımı gitmek için araladım.</div> <div>Düşlerimin peşinde dolaştım serseri rüzgârlarla.</div> <div>Hani şair demişti ya;<strong> “Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr! Benim artık yalnız sana itimadım var”</strong></div> <div>Taşlara konan rüzgâr gibi ömrüm. Belki taşların kulakları bu kadar sağır değil sesimi duymaya.</div> <div>İlla ki bir kurşun sesi mi olmalı sesimi duyurmaya.</div> <div>Gözleri sevgi kokan yağmurlara adadım ömrümü.</div> <div><strong>Kapılarımı uzun yolculuklara araladım.</strong></div> <div>Nergis kokan saatler boyu gecelere eşlik ettim.</div> <div>Adımlarım beni her saniye ılık baharlara yaklaştırdı.</div> <div>Ve herkesin içinde kırılgan bir bahar oluştu.</div> <div>Nergis, gül kokulu akşamlarda elimde gene vazgeçemediğim fotoğraf makinem çıkıyorum yollara.</div> <div>Yolum Batman´ın güneyinde bir Eezidi köyüne düşüyor.</div> <div><strong>Heme´yi (Mehmet) görüyorum köyün girişinde.</strong></div> <div>Boynunda dürbünü, yıllar önce boşaltılan köyünü terkeden akrabalarını bekliyor hâlâ.</div> <div>Bir umut, dönerler belki ata yurtlarına.</div> <div>Herkes gitti, gitmek zorunda kaldı buralardan.</div> <div><strong>Bir Hemê kaldı.</strong></div> <div>Boynunda dürbünüyle.</div> <div>Hemê, hiç değişmemişti.</div> <div>Yüzündeki derin çizgiler alnındaki kırışıklar ve pos bıyığı hep aynıydı.</div> <div>Usulca girdik köye.</div> <div>Sessiz ve kimsesiz bir çocuk gibi hüzünlü.</div> <div>Büyük dut ağacı, boynu bükük karşıladı bizi.</div> <div>Koynunda hala yıllar öncesinden kalma çocuk gülüşleri…</div> <div>Sonra gözlerim harabe halindeki evlere takılıyor ve Hemê´nin güleç yüzü…</div> <div>Sonra köy meydanındaki çeşme başında köy kızlarının delikanlılarla sıcak sohbetleri, yaşadıkları aşkları, sevdaları düşünüyorum. Binlerce yıldan beri Ermeni, Yezidi ve Müslümanların birlikte yaşadıkları bu coğrafya nasılda yalnızlaştırılmış. ´</div> <div>Kirvem Hemê, nasıl da küsüp gitmişler bu topraklardan.</div> <div><strong>İnsan ata yurdundan uzak tanımadığı bir yeri vatan diye nasıl seçer?</strong></div> <div>Kim anlatabilir bu büyük acıyı bana.</div> <div>Bu kadim toprakların makûs talihi hep silah, kan, göç ve ayrılıklarla mı yazılacak?</div> <div>Köyün içinde Hemê ile dolaşıyoruz. Evler sessiz, ağaçlar, bulutlar, yollar sessiz.</div> <div>Hiçbir şey söylemek gelmiyor içimden. usulca Hemê´ye bakıyorum.</div> <div>Biz Krive demişiz size be Hemê, insan kirvesinin gitmesine bir daha geri dönmemecesine gitmesine nasıl göz yumar?</div> <div><strong>Kirvesiz yaşanacak yer midir dünya be Hemê?</strong></div> <div>Hemê´nin yüzünde utandıran bir gülümseme var.</div> <div>Kirvem benim. İnsan kirvem. Kadim toprakların kanunudur der gibi bakıyor yüzüme.</div> <div><strong>“Hadi gel bi kahve içelim” </strong>diyor bana. Evine gidiyoruz.</div> <div>Evde yaşlı ve hasta eşi var Kirvemin. İki büklüm, ayakta bizi karşılıyor kapıda.</div> <div>“Un bı xer hatın mivane aziz.( Hoş geldiniz aziz misafirler” diyor. Başköşeye kuruluyoruz.</div> <div>Kirvem zaten benim gönlümün başköşesindesin diyesim geliyor, sözler diziliyor ağzıma.</div> <div>Hemen başlıyor anlatmaya; <strong>“Bütün köy Avrupa´ya gitti. Gittiler.”</strong> göz dalıyor pencereden dışarıya.</div> <div><strong>“Ben de gittim”</strong> diyor, gözü eşine takılıyor, “biz de gittik” diye düzeltiyor.</div> <div><strong>“Dayanamadım oralarda, öleceksem kendi topraklarımda öleyim dedim döndüm geldim buraya. Şimdi bir başıma yapayalnızım bak. Hasta eşim, kapımdaki sadık köpeğim ve birkaç tavuğumla buradayız. Burada öleceğiz. Atamın babamın toprağında”</strong></div> <div>Yudumladığım kahvem yumruk yumruk olmuş boğazımdan zor geçiyor.</div> <div>Takılıp kalıyor sanki bir yerlerde. Boğulacak gibi oluyorum. Pencereye biraz daha yanaşıp derin derin nefes almaya çalışıyorum.</div> <div>Yalnızlık zor be kirvem. Tabii ki zor. Ama siz gittikten sonra biz de yalnızlaştık.</div> <div>Hem de nasıl yalnızlaştık.</div> <div>Ne kadar zorlasam senin yalnızlığını anlayamam ben, değil mi kirvem?</div> <div>Bir gün bir ay bir yıl değil ki senin yalnızlığın.</div> <div>Bir ömür, yüzyıllara sığmayan bir ömür senin yalnızlığın kirvem. Aşağıda uzanan tarlalara bakıyorum, sessizliğimi Hemê´nin sesi bozuyor,<strong> “Eskiden suyum bile yoktu, çok şükür artık var. Ah bir de Birkaç aile olsa buralarda. İnsan sesi gelse şu boşluklardan.”</strong></div> <div>Fincanı sessizce bırakıyorum kenara.</div> <div>Fotoğraf makinamı alıyorum, Heme ile çıkıyoruz köyde, yalnızlığın fotoğrafını çekmeye….</div> <div>Köyden ayrılırken Kivem Hemê´nin bakışı işliyor yüreğime.</div> <div>“Bir daha gelin” diyor, <strong>"Bakın bahar gelmiş memleketime, bir daha gelin”</strong></div> <div>Doğru diyorsun be kirvem bahar gelmiş memleketime.</div> <div>Keşke her daim bahar gelse memleketime.</div> <div><strong>Ancak kirvem yok artık.</strong></div> <div>Bu gün onu sonsuzluğa uğurladık. Köyün ulu çınarı yok artık.</div> <div>Yolağzı Köyü yetim ve boyunu bükük…</div> <div>Yolun açık olsun kirvem seni özleyeceğiz..</div>