Türk edebiyatına önemli katkılarda bulunup fikirleri, düşünceleri, şiirleri ve kitapları ile yüzlerce insana ışık olan merhum Üstad Cahit Zarifoğlu’nun kızı Betül Hanım ile hasbihal edeceğiz.

Önceki yıllarda Betül Hanımla bir araya geldiğimizde, evdeki Cahit Zarifoğlu’nu; daktilo sesleri arasında büyüyen çocukları, annesiyle olan dostluğunu ve bir babanın evine kattığı değerleri konuşmuştuk. Aradan geçen zamanın ardından Betül Hanımla hem babasından kalan yazarlık vasiyetini, hemde bir “evlat, okur, yazar” olmasını konuşacağız.
*Betül Hanım Babanız daktilo ile yazarken“Çocuklar varsın oynasın” diyerek sizleri yazarken dahi yanından ayırmadığını ve sizlere sorular sorup verdiğiniz cevapları eliyle not aldığını biliyoruz. Yıllar geçip siz de bir yazar olduğunuzda, babanızın bu davranışı nasıl karşıladınız?”
---Benim için babamla geçirdiğim özel anlardan biriydi. O anıları her hatırladığım da, babamın bize ayırdığı o vaktin önemini daha iyi anlıyorum. O zamanlar teknoloji bu denli gelişmemişti. Rahmetlinin babam bizi tek tek dinleyerek notlar alıyordu. O sabırla dinlemesi, sorduğu soruları tekrarlaması çok farklı bir duyguydu. O anları her hatırladığımda, babamın ne kadar “ince ruhlu” olduğunu ve çocukların dünyasına ne kadar değer verdiğini anlıyorum.

***
*Babanızın Ağaçkakanlar kitabının ilk sayfasına sizin için düştüğü o meşhur not var: “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum...” Kendi kitaplarınıza imza atan biri olarak; Babanızın bu sözünü hatırlayınca nasıl bir duygu içindesiniz bu konudaki hislerinizi öğrenebilir miyiz?
---Bana göre bu cümleler sadece babamdan bana kalan tatlı bir hatıra değil, tam anlamıyla bir vasiyet niteliğini taşıyor. Ağaçkakanlar kitabının ilk sayfasına o cümleleri yazarken sanırım bir temenniden öte, geleceğe bir not bırakmıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse yazmaya başlarken “Haydi babamın dediklerini yaparak yazmaya başlayayım” diye yola çıkmadı.; Bu süreç önce kalbimden geldi ve yazmaya başlayıp , yazdıklarımı kitaplaştırdığım da, babamın o duası belki de gelip beni buldu .
Şimdilerde yazarken, seminerlere gidip, sizin gibi değerli insanlara röportaj verirken, babamın o temennisinin gerçekleşmiş olmasının sevincini yaşıyorum.
***
*Betül Hanım, bazı okurlarımız “Ağaçkakanlar” kitabındaki o temenniyi duymamış olabilirler. Bizlere ‘Ağaçkakanlar ‘ kitabındaki olayı anlatır mısınız?
---Şöyle ki kitabın ilk sayfalarında bizzat el yazısıyla bana ithafen yazılmıştı. Rahmetli babam sözde: “Bir gün senin de çocuklar için yazacağını hayal ediyorum.” Dileğinde bulunuyordu. Benim için manen Önemli bir sözdür. Ben zaten ondan sonraki süreçte hazır hissedince çocuk eserleri yazmaya başladım.
***
*Siz Cahit Bey’i çok genç yaşta kaybettiniz. Bir açıklamanız da kendinizi onun için “evlat okur” olarak tanımlıyorsunuz. Yetişkin bir kadın ve yazar olarak babanızın eserlerini bugün elinize aldığınızda, kitapları üzerinden nasıl bir yetişkin sohbeti kuruyorsunuz?
-Rahmetli babamla yetişkin sohbetlerimiz olmadı onu küçük yaşta kaybettim. Bana kelimesi yüreğimde daha çok şefkatli bir ‘baba’ imgesi, evdeki daktilo sesleri ve bize anlattığı masallarla yer kaplıyor. Fakat yetişkin ve yazar olduğumda, onu asıl keșfetmem kitapları üzerinden başladı.
Eserlerini elime aldığımda, sadece hasret gideren bir evlat olarak değil; zamanın ve kelimelerin ötesinde onunla aynı hizada durmaya çalışan yetişkin bir yazar olarak okuyorum. Babamın kelimelerinde ki o derinlik, insanı ve hakikati arayışında ki incelik o yaklaşım benim için başka bir anlam taşıyor. Bana göre okuduğum, elime aldığım, rahmetli babamın kitapları olsun sözleri olsun bana rehberlik ediyor.
***
*Kendi edebî yolunuzu çizerken zihniniz de (Baban olsa böyle mi yazardı?) Düşüncesini hissettiniz mi? “
-Başlarda bunu düşündüm ama sonra özgün yazmaya karar verdim. Babamın eserleri bana ilham olsa da zamanla babamın çıtayı zaten ulaşılamaz bir yere koyduğunu fark ettim. Onun kulvarında yarışmak yerine kendi neşeli, mizahi dilimi ve çocuk edebiyatını seçtim. Artık biliyorum ki babam da benim kendim gibi olmamı isterdi.
***
Betül Hanım. Zarifoğlu’nun şiirleri için zaman zaman “anlaşılması zor” diyenler oluyor. Sizce gençlerin onun dünyasında huzur aramasında ki sır nedir? “
-Sizde bilirsiniz ki; şiir çok farklı bir kulvar. Çünkü edebiyat sadece rasyonel akılla anlamaktan ibaret olmamalı şiir farklı duygulardan oluşan metinlerden ibarettir. Rahmetli babamın şiirleri kapalı değil, ruhi emek istiyor. Şiir sevenler o şiirlerde mantıksal bir bulmaca çözmüyor; kelimelerin samimiyetine, büyüsüne, duygusuna ve babamın o samimi, içten duruşunun sunduğu ferahlığa götürüyor.
***
*Günümüzün hızlı ve dijital dünyasında Zarifoğlu zarafetini korumak ve yaşamak istiyor ve rahmetli babanız bugün bize en büyük hayat tavsiyesi verse bu ne olurdu?
-Evet, oldukça hızlı ve gelişmiş bir zamandayız. Ancak zarafet dışarıdan giyilen bir elbise değil, bir iç disiplin ve samimiyet meselesidir. Babam bugün yaşasaydı bize en büyük tavsiyesi ne olursa olsun samimiyeti kaybetmemek ve durmadan üretmek olurdu. Bu gürültülü dünyadan kaçmanın yolu, kendi zarafet kalemize çekilip bıkmadan yazmaya devam etmek ve üretmektir.
Genç kardeşlerime naçizane bir tavsiyede de bunmak isterim; Bugünün mimari geçmişin çocukları olduğuna göre yarınların mimarları sizler olacaksınız. Kendinizi geliştirin okuyun, yazım becerilerinizi keşfedin, farklı alanlar olabilir. Geliştirmek için cesaret gösterin hepiniz yolu açık olsun.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir