İnsan, yaratılışı gereği güçlü olmayı sever. Ayakta kalmak ister. Eğilmemek, savrulmamak, hayatın sert rüzgârları karşısında kökünden kopmamak ister. İnsanlığın en eski yanılgılarından biri degücü elinde tutmakla, gerçekten güçlü olmayı aynı şey sanmasıdır.
Oysa her yüksek duran şey yüce değildir. Her sert duran şey de sağlam değildir.
Bazı insanlar, başkasını ezdikçe büyüdüğünü sanır. Oysa insanın boyu, başkalarını ne kadar küçülttüğüyle değil; kendi nefsinin karanlığına ne kadar hükmedebildiğiyle ölçülür.
Kirli yolları maharet sayanlar, aslında temiz bir yolda yürümeye cesaret edemeyenlerdir. Çünkü açık mücadele edecek yüreği olmayan, gölgeye sığınır. Mertçe duramayan, pusuyu meziyet zanneder.
Gerçek güç, alçaklığa ihtiyaç duymaz. Çünkü alçaklık; kuvvetin değil, korkunun dilidir. Hileye başvuran insan, aslında kendi doğruluğuna güvenmeyendir. Entrika kuran kişi, güneş altında yürüyemediği için karanlığı kendine yol edinendir. Hakaret eden, çoğu zaman hakikati eksik olan kimsedir. Zorbalık yapan ise içinde taşıdığı küçüklüğü, başkalarının üstüne basarak gizlemeye çalışandır.
İnsan bazen en büyük zayıflığını, en büyük gücüymüş gibi taşır. Kibirle yürür, sert konuşur, başkalarını yaralayarak kendini sarsılmaz sanır. Oysa bu hâl, içten çatlamış bir testinin dışını boyamaya benzer. Dışı düzgündür belki ama içine su konulduğunda her yerinden sızdırır. Çünkü hakiki kuvvet, insanın başkasını yaralama kudretinde değil; eline imkân geçtiğinde bile zulme sapmamasındadır. Güç, haksızlık yapmadan da ayakta kalabiliyorsa kıymetlidir.
Kötülük çoğu zaman sandığımız gibi kuvvetten doğmaz, daha çok güvensizlikten doğar. Kendine güvenmeyen insan, başkasının omzuna basarak yükselmeye çalışır. Fakat böyle bir yükseliş, bataklık üstüne kurulan bir saraya benzer. İlk bakışta ihtişamlı görünür ama altında sağlam bir zemin olmadığı için bir gün kendi ağırlığıyla çöker. İtibar da böyledir. Hileyle kazanılan zafer, kumdan yapılmış bir duvar gibidir; uzaktan heybetli görünür, ama ilk yağmurda çözülür gider.
Hakiki güç ise çınar gibidir. Sessizdir ama derindir. Gösterişe ihtiyaç duymaz; çünkü kökü topraktadır. Bağırmaz fakat gölgesiyle güven verir. Ezmez ama ayakta kalır. Kendini ispat etmek için çirkinleşmez. Çünkü bilir ki insanı gerçekten büyüten şey, başkalarını yere sermek değil; kendi içindeki eğriliği düzeltebilmektir.
Ahlâk, gücün köküdür. Kök çürürse gövdenin heybeti bir aldanıştan ibaret kalır. Nice insan vardır ki dışarıdan dimdik görünür fakat vicdanı içten içe çürüdüğü için ayakta oluşu bile bir yıkılışın habercisidir. Ve nice insan da vardır ki sesi çok çıkmaz, göğsünü kabartmaz, kudretini gösterişe çevirmez ama adaleti, merhameti ve vakarıyla dağdan daha sağlam durur.
Velhasıl, alçaklığa ihtiyaç duyan şey güç değildir. Hileyle beslenen şey kudret değildir. Başkasını ezmeden var olamayan her büyüklük, aslında küçüklüğün süslenmiş hâlidir.
Çünkü gerçek güç, kirlenmeden kalabilmektir.
Hakiki kudret, zulme sapmadan güçlü durabilmektir.
Gücün gürültüde değil ahlâkta, üstünlüğün ezmekte değil adalette arandığı bir dünya dileğiyle…