Fark ettiniz mi?
Artık söz, kalbe varmıyor.
Kelimeler çoğaldı fakat sanki mana, kalabalığın içinde inceldi. Teknolojinin hayatımıza bir sel gibi girmesiyle herkesin bir sesi, bir cümlesi, bir kürsüsü oldu. Söz uzaklara ulaşıyor artık; ekranlardan taşıyor, satırlardan akıyor, kalabalıkların ortasında dolaşıyor. Fakat bütün bu yolculuğuna rağmen insanın kalbinde konaklayamıyor. Bir kapıyı çalmadan, bir yaraya dokunmadan, bir gönülde iz bırakmadan geçip gidiyor.
Çünkü söz, çoğu zaman artık gönülden doğmuyor.
Dilimizde parlayan nice kelime, hayatımızda karşılık bulmadıkça kuru bir yankıya dönüşüyor. Söyleniyor, duyuluyor, belki beğeniliyor fakat insanın iç âleminde bir ürperti meydana getirmiyor. Çünkü kalp, yalnızca güzel sözü değil; yaşanmış sözü tanır. İnsan, duyduğu cümlenin arkasında bir hayat görmek ister. Bir bedel, bir samimiyet, bir iç yanışı arar.
Söz, hayata dönüşmediği sürece yankıdır. Duvara çarpar, geri döner. Fakat hayata büründüğünde iz olur; sahibinin ömrüne siner, hâline karışır, susuşunda bile kendini belli eder. Bir söz ne kadar sarsıcı, ne kadar cazibedar olursa olsun; ona inanmayan bir kalpten çıkmışsa sönük kalmaya mahkûmdur. Parlak görünebilir; fakat ışık vermez. Ses çıkarabilir; fakat ruh uyandırmaz.
Zira kelime, gücünü sesinden değil samimiyetinden alır. Tesirini süsünden değil, yaşanmışlığından alır. Güzelliği parlaklığında değil; doğruluğunda saklıdır.
Bugün çoğumuz konuşuyoruz fakat söylediğimiz gibi yaşamıyoruz. İyiliği anlatıyor, fakat iyiliğin yükünü omuzlamıyoruz. Merhametten söz ediyor, fakat merhametin istediği sabra yanaşmıyoruz. Hakikati savunuyor, fakat hakikatin bizden istediği bedeli çoğu zaman göze alamıyoruz. Oysa mesele konuşmak değildir; konuşulanın ete kemiğe bürünmesidir.
Söz, hayata karıştığında teori olmaktan çıkar; insanın şahidi olur. O vakit kelime yalnızca bir iddia değil, bir hâl olur. Söyleyenin yürüyüşünde görünür, bakışında belirir, davranışına yaslanır. İnsan söylediğinin arkasında yalnızca diliyle değil; ahlâkıyla da durur.
Belki de asıl yorgunluğumuz, sözün çokluğundan değil; iç muhasebenin eksikliğindendir. Kalbe uğramadan dile gelen her cümle, biraz yarım doğar. İnsanın kendi nefsinde sınamadığı, davranışında karşılığı olmayan bir sözü başkasına söylemesi, ruhu da sözü de yorar. Çünkü kalp, hakikati tanır; yapmacığı hemen fark eder.
İnsan, hayatında karşılığı olmayan büyük cümlelerle değil; küçük de olsa yaşadığı hakikatlerle büyür.
Gerçek söz, önce sahibinin kalbinde yanmış olandır.
Önce söyleyeni dönüştürür, sonra başkasına yol bulur.
Kalpten çıkan kelime, başka kalplere usulca varır.
Yaşanmış söz, yürekten yüreğe sessiz bir köprü kurar.
Ve insan, en çok konuştuğunda değil; söylediğini yaşadığında tesir eder.