?>

İyilik…

Hüseyin Demir

3 ay önce

İyilik; Başka İyiliklerin Kapısını Açan Bir Anahtardır
“Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler.” (Bakara, 3)
Rezzâk olan Allah’tır. Rızkı taksim eden de o rızkı avuçlarımızın içine bırakan da O’dur. Bazen bir cümle, insanın iç âleminde uzun bir yolculuğun kapısını aralar. “Kendilerine verdiğimiz rızıktan…” hitabı, kula ait sandığımız nice şeyin aslında bir emanet olduğunu fısıldar.
Malın sahibi miyiz, yoksa emanetçisi mi?
Bu sual, bir ömrün istikametini değiştirecek kudrettedir. Zira insan, malın hakiki sahibinin kendisi olmadığını idrak ettiğinde, kalbindeki sahiplik hissi yavaş yavaş emanet şuuruna inkılâp eder. O vakit avuçlarımız sıkılı bir yumruk olmaktan çıkar, bir muhabbet kapısı gibi aralanır.
Emanet bilinci, insanın içindeki bencilliği çözmeye başlar. Cimrilik, kalbin karanlık bir köşesinde barınan ürkek bir gölge gibidir; paylaşma güneşi doğduğunda erir gider. İnfak, sadece maldan eksiltmek değildir; nefsin fazlalıklarını da budamaktır. Zira yardım, yalnızca fakiri doyurmaz; zengini de içerden arındırır.
Hakikatte toplumları yıpratan şey çoğu zaman yoksulluk değil, bencilliktir. Eğer bir toplumda insanlar malı mutlak bir sahiplik vehmiyle tutarsa, rekabet artar, gönüller daralır, güven sarsılır. Lâkin malı bir emanet telakki edersek, yardımlaşma çoğalır, muavenet kök salar, kalpler arasında görünmez köprüler kurulur.
Yardım, sadece bir tas çorba değildir. Fakir insana uzatılan el, ona yalnız olmadığını hissettirir. “Sen bu dünyanın kenarında unutulmuş değilsin.” der. Kalplerde yaşadığını, kardeşlerinin bulunduğunu fısıldar. İşte o an iyilik, bir davranış olmaktan çıkar; zincirleme bir rahmet halkasına dönüşür.
Bir kapı açılır…
Ardından başka bir kapı.
İyilik, kilitli gönüllerin pasını çözen bir anahtar gibidir. Bir insanın kalbinde açılan merhamet kapısı, başka kalplerde yankı bulur. Tıpkı denizin sahile vuran dalgaları gibi; biri çekilirken diğeri gelir. Paylaşma da böyledir. Bir infak, başka bir infakı doğurur. Bir tebessüm, başka bir tebessümün sebebi olur.
İnsan, malı emanet bildikçe hafifler. Çünkü yük, sahiplik iddiasındadır. Emanetçi ise bilir ki bugün elinde olan, yarın başka bir ele geçebilir. Bu şuur, haksız arzuları törpüler; kalbi sükûna erdirir.
Hasreti çekilen bir toplum tasavvur edin: İnsanların birbirine güven duyduğu, kapıların kilit değil selâm ile açıldığı, muhtaç olanın mahzun kalmadığı bir belde… Böyle bir hayat ancak emanet bilinciyle mümkündür.
Neticede iyilik, yalnızca bir fiil değildir; bir bakış açısıdır. Malı emanet bilmekle başlar, paylaşmakla derinleşir, merhametle çoğalır. Ve her iyilik, ardında başka bir iyiliğin filizlenmesine vesile olur.
Çünkü iyilik;
Başka iyiliklerin kapısını açan bir anahtardır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI