?>

“Zaman değil, yük ağırdır”

Hüseyin Demir

4 ay önce

İnsan hayatı; bazen kıyılarını kaybeden, bazen kendi içine çekilen, bazen de hiç durmadan çağlayarak önüne kattığı her şeyi sürükleyen tuhaf bir nehir gibi akar…
Kimi zaman su durgundur; adım atsan ilerlemiyor sanırsın. Kimi zaman ise farkına varmadan çağlayıp geçer yanından. En çok da zor zamanlarda hissedersin bunu.

Günler uzar, saatler ağırlaşır; uzar uzar saatler zaman durur, sabaha düşman geceler diye mırıldanır günün akşama varması bir ömür sürer.

Ama geriye dönüp baktığında, o günlerin de bir şekilde geçip gittiğini görürsün. Üstelik şaşırtıcı bir hızla…
Demek ki ağır olan zaman değildir. Ağır olan, zamanın ruhumuza bindirdiği yüktür.
Hayat böyledir işte… Bazı dönemlerde hızını kaybetmez; sadece ağırlığını artırır. Günler yine aynı günlerdir, saatler aynı saatler… Ama insanın omzuna binen yük çoğalmıştır…
Ruh, taşıyamadığı bir ağırlığın altında ezilmeye başladığında zaman akıyor gibi görünür ama yaşanmıyordur artık. Bir gün diğerine benzer. Sabahlar akşam olur, akşamlar insanın içine çöker. O çöken şey bazen bir kayıptır, bazen yarım kalmış bir cümle, bazen de adını koyamadığımız bir kırgınlık.
İnsan çoğu zaman neye üzüldüğünü bile tam olarak bilmez; sadece içinin ağırlaştığını, nefesinin daraldığını hisseder. Söze dökülemeyen her şey, kalpte biraz daha yer eder…
İnsan, o yükle yürümeyi öğrenene kadar zaman yavaşlar. Aslında olan şey zamanın durması değil, insanın yükle birlikte yaşama alışmış olmasıdır. Ruh geride kalır, beden yürür…

Hayat devam ediyordur ama insan, kendi içinden kopmuştur. Bir noktadan sonra ya yükü bırakmayı öğrenir ya da onunla yaşamayı kabullenir. İşte o an, zaman yeniden akmaya başlar.

Çoğumuz yükü atmayı beceremeyiz. Öğrendiğimiz şey, yükle yaşamaktır. Onu sırtımızda taşımayı, onunla uyumayı, onunla gülmeyi…
Zaman hızlanır, yıllar geçer ama yük hâlâ oradadır. Üstelik her geçen gün ruhumuza yeni bir şekil verir. Ruh değiştikçe beden de değişir; insan, farkına varmadan başkalaşır.

Aslında üstümüzden atmaya çalıştığımız o yük, bizi başka bir insana dönüştürür. Acı, insanın suretini yeniden çizer. Belki de bu yüzden, bir gün dönüp baktığımızda en çok korktuğumuz, en çok uzak durduğumuz insanlara benzediğimizi fark ederiz. Yıllar önce nefret ettiğin şey, bugün sen olmuştur.

Ve bunu sana yapan zaman değil, sırtından indirmediğin yüktür.
Belki de mesele, yüklerden tamamen kurtulmak değildir. İnsan çoğu zaman neyi, neden taşıdığını unutur; geriye sadece omuzlarındaki ağırlık kalır.
Ve bir yerden sonra, insan yükünü taşımaz; yük, insanı taşımaya başlar.

Yüklerden kurtulmak değil belki…

Ama yüklerin bizi biz olmaktan çıkarmasına izin vermemek dileğiyle…
YAZARIN DİĞER YAZILARI