?>

İradenin ilk eşiği

Hüseyin Demir

1 ay önce

İnsanlık hikâyesi, cennetin serin gölgelerinde başladı.

Her şey vardı orada.

Bolluk vardı.

Rahmet vardı.

Nimet vardı.

İnsanın gönlünü doyuracak ne varsa önüne serilmişti.
Fakat o genişliğin ortasında ince bir hudut vardı.

Âdem’e ve Havva’ya: “Dilediğiniz gibi kalın, dilediğinizden bol bol yiyin; yalnız şu ağaca yaklaşmayın.” buyruldu.

İşte insanın yeryüzüne uzanan uzun hikâyesi, bu “yalnız” kelimesinin gölgesinde başladı.
Cennetin ortasında bir ağaç vardı. Fakat bir ağaçtan fazlasıydı o. İnsanın içindeki iradeyi yoklayan sessiz bir eşikti. Bolluğun içinde sınır, özgürlüğün içinde ölçü, nimetin içinde imtihan…
Görünürde bir yasak vardı. Fakat hakikatte bu yasak, insanı mahrum etmek için değil; insanın kendini bilmesi içindi. Çünkü insan, her şeye sahip olduğu zaman değil; sahip olabileceği hâlde kendini tutabildiği zaman insan olur.
Yasak kelimesi bugün kulağımıza sert gelir. Sanki insanın önüne çekilmiş soğuk bir duvar gibidir. Oysa bazı yasaklar duvar değil, aynadır. İnsana nefsini gösterir. Arzusunu gösterir. Zaafını, sabrını, ahdini ve sadakatini gösterir.
Cennetteki ağaç da böyle bir aynaydı. İnsan o ağaca bakarken aslında kendi içine bakıyordu. Yaklaşmak mümkündü. El uzatmak mümkündü. Tatmak mümkündü. Fakat insanın asıl imtihanı da tam buradaydı: “Yapabilirim ama yapmayacağım.”

İrade dediğimiz şey, işte bu sessiz cümlede doğar. İnsan, yalnızca isteyen bir varlık değildir. İnsan; istediği hâlde durabilen, gücü yettiği hâlde vazgeçebilen, içindeki çağrıya rağmen ölçüyü koruyabilen varlıktır.

Eğer her şey serbest olsaydı, tercih olmazdı.Tercih olmazsa sabır olmazdı.Sabır olmazsa sadakat anlaşılmazdı.Sadakat olmazsa ahdin kıymeti bilinmezdi.Bu yüzden yasak, özgürlüğün düşmanı değildir. Bilakis özgürlüğün vakarını koruyan ince bir çizgidir. Sınırsızlık çoğu zaman hürriyet değil, savruluştur. İnsan hudutsuz kaldığında büyümez; dağılır.
Bir nehir düşünelim. Yatağı varsa akar, bereket taşır. Yatağı yoksa taşar, bulanır, önüne geleni sürükler. İnsan da böyledir. Sınırlarıyla eksilmez; sınırlarıyla istikamet bulur.
Belki de cennetteki o ağaç, o gün orada kalmadı. İnsanla beraber yeryüzüne indi. Şimdi her kalbin içinde başka bir surette duruyor. Her gün önümüzde bir ağaç yükseliyor. Her gün içimizden bir ses “yaklaş” diyor. Her gün irademiz başka bir sesle cevap vermek zorunda kalıyor: “Yapabilirim fakat yapmayacağım.”İşte insan, tam orada belli oluyor.

Çünkü insanın değeri, yalnızca yaptığı şeylerde değil; yapabileceği hâlde terk ettiği şeylerde de saklıdır. Bazen insanı yücelten şey, attığı adım değil; atmaktan vazgeçtiği adımdır.

Âdem kıssası bize yalnızca bir yasağı anlatmaz. İnsanın içindeki derin mücadeleyi anlatır.
Nefisle irade arasındaki o eski çatışmayı… Arzu ile ahit arasındaki o ince sızıyı…
Bolluk içinde sınanmanın, özgürlük içinde ölçülü kalmanın ağır fakat şerefli yükünü…
Ve insan, ilk günden beri bu yükü taşır.
Çünkü yasak, insanı küçültmek için değil; iradesini uyandırmak için vardır. Sınır, insanı karanlığa hapsetmez; bilakis ona kendi içindeki ışığı gösterir.
Belki de insanın en büyük asaleti şuradadır:Her şeyi yapabilecek kudrete sahipken, her şeyi yapmamayı seçebilmekte…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI