Batman’ın yeni mevsimi: Umut

Batman’ın yeni mevsimi: Umut

Batman bu yıl yağmuru sadece gökten almadı, biraz da kaderinden aldı sanki.

Karadeniz, bavulunu toplamış da “Ben biraz Güneydoğu’ya ineyim” demiş gibi…

Yağmur yağıyor. Hem de öyle böyle değil. Batmanlı’nın çocukken yılda iki kez gördüğü yağmuru artık haftalık dizi gibi izlediği günlerden geçiyoruz.

Ve insan ister istemez düşünüyor: Bir şehre bu kadar yağmur boşuna yağmaz.

Çünkü bazı şehirler büyürken gürültü çıkarır.

Batman ise büyürken yağmur olup yağıyor.

Bir tarafta 24 yıl sonra gelen şampiyonluk…

Batman Petrolspor adeta “Ben hâlâ buradayım” diye bağırıyor.

Öbür tarafta şehrin 36’ncı yılı…

Türkiye’nin yaş ortalaması yüksek şehirlerinden bazılarının hâlâ kimlik bunalımı yaşadığı yerde Batman artık kendi hikâyesini yazıyor.

Üstelik bu kez sadece petrol kokusuyla değil.

Bilim merkezleriyle

Yapay zekâ atölyeleriyle

Kod yazan çocuklarıyla

Düne kadar “Batman’da ne var?” diye soranlara artık kısa cevap yetmiyor.

Çünkü Batman artık sadece bir şehir değil; biraz iddia, biraz direnç, biraz da geleceğin fragmanı…

Eskiden burada insanlar çocuklarına “Oku da kurtul” derdi.

Şimdi ise çocuklar, anne babalarına yapay zekâyı anlatıyor.

Hayat bazen öyle hızlı değişiyor ki insan bir gündemle uyuyor, başka bir gündemle uyanıyor.

Elbette memleket güllük gülistanlık değil.

Ülkenin gündemi ağır.

Ekonomik sıkıntılar kapıda değil artık; salonun başköşesine kurulmuş durumda.

Savaş ihtimalleri televizyon ekranlarından sofralara kadar sızıyor.

Siyaset desen zaten her gün erken seçim konuşup hiçbir şeye erken başlamıyor.

Ama ilginçtir…

Tam da böyle zamanlarda umut daha inatçı oluyor.

Çünkü insanlar tamamen karanlığa inanırsa sabah alarm kurmaz.

Hâlâ alarm kuruyorsak, hâlâ bayram sabahıçocuklara harçlık hazırlıyorsak, hâlâ birilerine “bayramın kutlu olsun” diyorsak mesele bitmemiş demektir.

Batman’ın bugünlerdeki hâli biraz doğuma benziyor. Sancılı… Telaşlı… Ama içinde büyük bir hayat taşıyor.

Belki de bu yüzden şehir hiç olmadığı kadar birbirine ihtiyaç duyuyor.

Çünkü artık herkes şunu anlıyor:

Aynı apartmanda oturup birbirine yabancı kalan toplumlar ayakta kalamıyor.

Birbirimize omuz vermek zorundayız.

Biraz ondan, biraz bundan değil… Biraz hepimizden.

Eskilerin söylediği “kol kırılır yen içinde kalır” sözü bugün sosyal medyada pek popüler değil belki ama hâlâ değerli. Çünkü her tartışmayı büyütmek marifet değil, bazen aynı sofrada oturabilmek daha büyük zekâ işi.

Bayram dediğin zaten biraz da budur: Küslerin birbirine “nasılsın?deme bahanesi… Yoksulun kapısının sessizce çalınması… Çocukların şeker bahanesiyle dünyayı yeniden affetmesi…

Ve belki de yağmurun altında yürürken içimizden geçen o cümle:

“Galiba güzel şeyler olacak…”

Olacak evvel Allah. Çünkü bir şehrin üzerine aynı anda hem yağmur hem umut yağıyorsa, orada hikâye daha yeni başlıyordur.

O halde söyleyebildiğiniz kadar söyleyin lütfen:

Bayramınız kutlu olsun…

Bayramınız kutlu olsun…

Bayramınız kutlu olsun…

SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ