Osmanlı döneminden anlatılan bir hikayedir…
Edirne’de şehri yöneten bir yönetici, halktan çok kendisi için çalışır. Zaman içerisinde bir küpü dolduracak kadar altın biriktirir.
Halk bunu duyunca ayaklanmaya hazırlanır.
Ancak yönetici, halkın tepkisini beklemeden meydanda bir açıklama yapacağını duyurur ve vatandaşları toplar.
Meydanda şöyle der:
“Vallahi billahi, küpümü altınla doldurmaya az kaldı. Bu küpü doldurursam bana yeter. Ayaklanıp brni görevden alırsanız, benden sonra gelecek kişi boş küple gelecek. O da kendi küpünü doldurana kadar sizin cebinizden çalmaya devam edecek. Benim küpümü doldurmama razı olun.”
Elbette bu bir hikaye.
Ama bugün yaşananlara bakınca insanın ister istemez bu soru takılıyor;
Her belediye başkanı göreve, kendi küpünü doldurmaya mı geliyor?
Son zamanlarda ülke gündemini neredeyse her gün yeni bir belediye operasyonu meşgul ediyor.
Bir gün bir belediye başkanı, ertesi gün belediye yöneticileri veya belediye bürokratları hakkında soruşturma haberleri geliyor. İddialar, savcılık soruşturmaları, itirafçı beyanları ve gözaltılar peş peşe gündeme geliyor.
Kimi zaman çok ağır suçlamalar yöneltiliyor, kimi belediye başkanları hakkında yüz yıla varan hapis cezaları isteniyor.
Düne kadar meydanlarda dürüstlükten, şeffaflıktan, kamu hizmetinden ve “millete devlete ”bağlılıktan ten söz eden bazı isimlerin bugün cezaevinde olduğunu görüyoruz.
Herkes birbirini suçluyor.
Fakat bu tablo sadece siyaseti değil, belediyelere duyulan güveni de ciddi biçimde sarsıyor.
Tabiki Bir kişi hakkında soruşturma açılması, onun suçlu olduğu anlamına gelmez. Mahkeme kararı kesinleşmeden kimseyi suçlu ilan etmek doğru değildir.
Ancak soruşturmaların ve operasyonların bu kadar sık gündeme gelmesi, vatandaşın zihninde ister istemez soru işaretleri oluşturuyor.
Sormak gerekir , Peki belediyelerde denetim mekanizmaları ne işe yarıyor?
Belediyelerin kendi iç denetim mekanizmaları var.
Belediye meclisleri var.
Mahalli idareler müfettişleri var.
Sayıştay denetçileri var.
Siyasi partilerin de kendi iç denetim mekanizmaları bulunuyor.
Bütün bunlara rağmen yıllarca fark edilmeyen veya tespit edilemeyen usulsüzlük ve yolsuzluk iddiaları, savcılık soruşturmalarıyla ortaya çıkıyorsa insan sormadan edemiyor:
Belediye meclisleri neyi denetliyor?
Müfettişler neyi denetliyor?
Sayıştay denetimleri neyi ortaya çıkarıyor?
Ve daha da önemlisi:
Siyasi partilerin kendi iç denetim mekanizmaları neden zamanında çalışmıyor?
Eğer bir belediyede yıllarca yanlış işler yapıldığı iddia ediliyorsa, bu yanlışlıkların ancak savcılık soruşturmasıyla ortaya çıkması ciddi bir denetim zaafı değil midir?
Yok eğer yapılan denetimlerde herhangi bir sorun görülmüyorsa, sonradan ortaya çıkan bu ağır iddiaları nasıl açıklayacağız?
Batman’da yıllar önce rahmetli Belediye Başkanı Salih Gök’ün belediye binasına astırdığı bir tabela hâlâ hafızamda.
1994 yılında Batman Belediyesi’nin girişine ve koridorlarına:
“Rüşvet alan da veren de melundur.”
yazılı tabelalar astırmıştı.
Bu tabela, aslında sadece bir yazı değildi.
Bir belediye başkanının, kamu görevinin ve belediye hizmetinin hangi anlayışla yürütülmesi gerektiğine ilişkin açık bir mesajıydı.
Daha sonra göreve gelen Abdullah Akın döneminde, bu tabelalar rüşveti çağrıştırdığı gerekçesiyle belediyeden kaldırıldı.
Bugün geldiğimiz noktada ise o tabeladaki sözleri yeniden hatırlamak gerekiyor.
Çünkü belediyeler halka ait kurumlardır.
Belediye başkanları da belediyelerin sahibi değil, emanetçisidir.
Vatandaşın vergisiyle oluşan bütçeyi kullanırlar.
İhale yaparlar, personel çalıştırırlar, imar kararları alırlar, taşınmazları yönetirler, milyonlarca liralık kamu kaynağını harcarlar.
Bu nedenle belediyelerde en küçük bir şaibe bile kamuoyunun güvenini zedeler.
Kim olursa olsun…
Hangi partiden olursa olsun…
Hangi makamda bulunursa bulunsun…
Kamu malına el uzatan varsa hesabını vermelidir.
Ama aynı zamanda hiç kimse, sadece hakkında soruşturma açıldı diye suçlu ilan edilmemelidir.
İhtiyacımız olan şey aslında çok basit:
Şeffaf belediyecilik.
İhaleler, alımlar daha açık olmalı.
Harcamalar kamuoyuna açıklanmalı.
Belediye şirketleri denetlenmeli.
Meclis üyeleri görevlerini gerçekten yapmalı.
Sayıştay ve müfettiş raporları kamuoyundan saklanmamalı.
Siyasi partiler kendi belediye başkanlarını sadece seçim dönemlerinde değil, görev yaptıkları süre boyunca denetlemeli.
Böyle bir sistem kurulursa ne belediye başkanının küpünü doldurmasına fırsat kalır ne de vatandaşın cebinden birilerinin kendi küpünü doldurmasına izin verilir.
Çünkü mesele sadece bir belediye başkanının suçlu olup olmaması değildir.
Asıl mesele, kamu yönetimine olan güvenin korunmasıdır.
Vatandaşın belediyeye, başkanına, meclisine ve denetim mekanizmalarına güvenmesi gerekir.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de budur:
Küpünü dolduran yöneticiler değil, yetim hakkına , devlet malına ,kutsal emanete sahip çıkan yöneticiler.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir