Tam 37 yıl önce eşitsizliğin, haksızlığın olmadığı, demokrasinin yaşam bulduğu bir ülke için aldım kalemi elime.
Gazeteci, çağının tanığıdır şairi ile tarihe notlar düşen bir kâtip edasıyla, zor şartlarda ve hiçbir çıkar beklentisi içinde olmadan bu işi onurlu bir şekilde bu güne kadar yürütmeye çalıştım.
Nasıl bir muhabirlik, gazetecilik ve yazarlık yaptığıma tüm Batman şahittir.
Bu duruşuma şahit olan çok değerli bir okur sosyal medya üzerinden beni duygulandıran bir mesaj yollamış.
O mesaj gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini bir bakıma özetliyor;
“Bir gün bile kimi meslektaşlarınız gibi siyasi ve bürokrasi şahsiyetlerine hak etmedikleri övgüleri yaptığınıza şahit olmadım. Batman’da kuyuyu iğne ile kazmak sabrıyla gerçeklerin peşinde dolaşıyor, araştırıyor ve uygun bulduğun gelişmeleri halkın vicdanına sunuyorsun. Tüm yüreğimle kutluyorum.”
Böyle bir övgüyü layık olmak elbette her kişiye nasip olmaz.
Gazeteciliğe başladığım il günden bu yana bir gün olsun kalemimi satmadım. Başımı eğecek, geri adım atacak bir yazı yazmadım.
Kendime yakışan, efendice yazılar yazmaya çalıştım sadece.
Efendiliğim, bugüne kadar biriktirdiğim en büyük sermayem oldu.
Ünlü bir gazeteci olmayı, siyasilerin ve kenti yönetenlerin yanında görünmeyi, onlara yakın durma gibi bir çabam olmadı. Dürüstlük ve hak temelli gazetecilik anlayışını, gücümün yettiği kadar haksızlıkların karşısında durdum.
Medyanın topluma karşı sorumluluğunun farkında olarak hareket ettim.
“Onurlu” meslekler olarak kabul edilenlerin, makam ve meslek sahiplerinin; siyasetçilerin, hukukçuların, akademisyenlerin zaman zaman kendi çıkarları uğruna ilkelerinden ödün verdiği bir süreçte efendi ve temiz kalabilmek elbette kolay değil.
Ben hiçbir zaman ilkelerimden ödün vermediğim gibi makam, unvan ve gücün peşinde olmadım.
Efendiliğimden ödün vermeden, vicdanımı satmadan dürüst olmaya çalıştım.
Efendi bir yazar ve gazeteci olarak ne iktidarın ne de başka siyasi güç odaklarının gölgesine girdim.
Kalemimi çıkar ve maddi menfaat uğruna satmadım.
Gazetecilik yaparken yüzeysel ve popülist konuların peşinden koşmak yerine, toplumu içten içe çürüten yozlaşmaya, vicdanını çıkar uğruna terk eden anlayışlara karşı durdum.
Kim iktidar olduysa onun gölgesine sığınmadım.
Asla ikiyüzlü davranmadım.
Halkın gerçeklerinden hiç kopmadım.
Çoğunluğun içinde, kendi doğrularımdan vazgeçmeden efendice bir yaşam sürdürmeye çalıştım.
Kalemimi satmadım.
Satın almak isteyenlere de, efendiliğimi bildikleri için buna cesaret etmediler.
Benim 37 yılı aşan gazetecilik serüvenimde biriktirdiğim en büyük servet te budur:
Efendice yazmak.
Efendice yaşamak.
Ve kalemi satmamak.
Elbette bu satırları boşuna yazmadım; ne kendimi övmek ne de tanıtmak için… Maksadım, gazeteciliği çıkarlarına alet edenlere, duruşun ve mesleki onurun ne demek olduğunu hatırlatmaktı.

Recep Kavuş kalemini kırar ama satmaz. 36 yıl önce yazı yazmaya başladığımda ilkeli ve dik duruşuyla tanıdığım ve dost kardeş olduğum Recep Kavuş'a şahitlik ederim.