<div><strong>Fas mavisi gerçekten var mıydı?</strong></div> <div>Vardı.</div> <div>Hem de sadece duvarda, kubbede değil.</div> <div>Gözde, ruhta, her nefeste vardı.</div> <div>5 gün boyunca dibine kadar yaşadım.</div> <div></div> <div>“Mavi” bir yerden sonra renk değil duygu oluyor, benden söylemesi.</div> <div><strong>Seyahatim Sabiha Gökçen’den başladı. 4,5 saat süren vizesiz bir uçuşla kendimi Atlas Okyanusu kıyısında, Casablanca’da buldum.</strong></div> <div>Merhaba Morocco.</div> <div>Merhaba mavinin bin bir tonu.</div> <h3>DANS EDEN ŞEHİR MARAKEŞ</h3> <div>İlk rotamız Casablanca’dan yaklaşık 2 saat mesafedeki Marakeş oldu. En fazla dikkatimi çeken şey ise siyahi insanların dupduru Fransızca’sı oldu. <strong>“Neden bu kadar Fransızca konuşuluyor?”</strong> diye sordum.</div> <div></div> <div> Cevap tokat gibi:</div> <div>Sömürge. <strong>“Allah hiçbir millete zulüm, baskı ve sömürge göstermesin” </strong>dedim, kendi ülkemiz için de dua ettim.</div> <div>Ama garip bir çelişki: Geçmişin yükü hâlâ dururken, hayatın ritmi asla eksilmemiş. Esnaf satış yaparken türküler söylüyor.</div> <div>Şehir resmen dans ediyor.</div> <div>Ben <strong>Hatice Türkan,</strong> seyahat arkadaşları. <strong>Emine Tuncer, Zerrin Delen </strong>ve süper rehberimiz<strong> Nabila</strong>. Dörtlü kadro sokakların tozunu yuttuk. Jamaa El Fna Meydanı’nda çarşı pazar gezdik. Yöresel kıyafet Cellebaları denedik.</div> <div></div> <div>Beğendiklerimizi üstümüze geçirdik. Batman’da giymek için sabırsızlanıyorum. Giydiğimde<strong> “bu da neymiş”</strong> demeyin sakın, moda anlayışınıza küçük bir Marakeş molası verin.</div> <div>Burada pazarlık sadece ekonomik değil, kültürel bir etkinlik. 700 dirhem dedikleri ürünü 200 dirheme aldığımız oldu.</div> <div><strong>Atlı faytonlar, sokakların renkli figürleri. Görüntü şahane, pozlar tamam. Ama hijyen derseniz... Batman’da temizlik çıtası Everest olmuş meğerse.</strong></div> <div><strong></strong></div> <div>Ertesi gün meydanda sokak lezzetlerine gömüldük. <strong>Jamaa El Fna</strong> adeta bir açık hava gösterisi: Yılan dansçıları, dövmeciler, şovmenler, kırmızı şapkalı geleneksel müzisyenler… Aromalar havada uçuşuyor. Haşlanmış yumurta, tencerede kaynayan kuskus, ızgaraya konulan çöp şişler…</div> <div></div> <div><strong>Birer tane Aker Fassi aldık:</strong></div> <div>Nar kabuğu ve haşhaş çiçeğinden yapılmış doğal ruj. Suyu ekle, karıştır. Hem allık hem ruj. Resmen <strong>“bitkisel makyajın kralı”</strong></div> <div><strong></strong></div> <div>Ve evet, deve kellesi de denedim. Önce sordum:</div> <div>Temiz mi?</div> <div><strong>“Her sabah denetim ve kontroller yapılıyor”</strong> dedi, rehberimiz Nabila. Ee benden günah gitti.</div> <div></div> <div>Tabağı çektim önüme, ekmeği bandıra bandıra yedim. Beklediğimden çok daha lezzetliydi. Kulağa itici gelebilir ama damakta efsane.</div> <div>Türk olduğumuzu duyan her esnaf <strong>“Aramam, sormam bir dahaaa…” </strong>diyerek başlıyor şarkıya. Bir de ağızlardan düşmeyen Türkçe bir cümle: <strong>“Hasan Şaş, yavaş yavaş”</strong></div> <div><strong></strong></div> <div>Sonraki durağımız Dar El Bacha Sarayı. O kapılar yok mu o kapılar… Sanat eseri değil, sanatın kendisi. Fotoğraf sevdalıları için tam bir görsel ziyafet.</div> <div>İçerideki Bacha Coffee ise başka bir boyut. 1910’dan beri kahve kokan bu mekânda 200’den fazla kahve çeşidi var. Ama dikkat:</div> <div>1 saat sıra bekledik. Sonunda dedik ki:</div> <div><strong>“Bu bir kahve için fazla” </strong>Ve çıktık. Ama aklım halen orada.</div> <div></div> <div>Ertesi gün ver elini Musée Yves Saint Laurent. </div> <div>Yakından bildiğimiz YSL markasının Marakeş’teki izleri... </div> <div>Bahçesinde dev bambular, sukkulentler, kaktüsler... </div> <div>Maviler, yeşiller, sarı ve turuncular sanki halay çekiyor. </div> <div>Adeta bir ressamın fırça darbeleriyle kurulmuş bir evren. </div> <div>Giriş biletini önceden alın, yoksa kapıdan bakmakla yetinebilirsiniz.</div> <div>Fas gezimin zirvesi:</div> <div><strong>Chez Ali Gösterisi.</strong></div> <div>Saat 19.00'da kapıdayız. Yodel sesleriyle karşılandık.</div> <div></div> <div>Bizim Kürtlerdeki zılgıtın Afrika versiyonu diyebiliriz. Koca alan:</div> <div>Mağara tipi çadırlar, heykeller, geleneksel danslar.</div> <div>Harira çorbası,</div> <div>Dev tepside et tandır,</div> <div>Bol sebzeli ve tavuklu kuskus,</div> <div>Meyve tepsisi,</div> <div>Yeşil nane ile demlenen Fas çayı. Damaklar bayram etti.</div> <div></div> <div>Sonra ışıklar karardı, meydanda sessizlik… Ne oluyor, dedik.</div> <div>Büyük bir gürültü ile atlılar geldi. Silah sesleri, danslar, tahtta gelen gelin…</div> <div><strong>Uzun dakikalarca süren havai fişek şöleni. </strong></div> <div><strong>Adeta bir Fas masalı sahneye taşınmış.</strong></div> <div>Sonradan anladım.</div> <div>Cez Ali, geleneksel Fas düğünlerinin tiyatral gösterisiymiş.</div> <div>Ertesi sabah yönümüzü <strong>Casablanca</strong>’ya döndük. </div> <div>2 saatlik yolculukla tekrar Atlas Okyanusu kıyısındayız.</div> <div></div> <div>Koşar adımlarla <strong>II. Hasan Camii</strong>’ye vardık. 210 metrelik minaresiyle gökyüzünü deliyor. Denizin üzerine kurulu gibi. Sadece mimari değil, bir duruş:</div> <div><strong>“Buradayım” </strong>diyor.</div> <div>Dünyanın en büyük camilerinden biri.</div> <div>Gez gez bitmiyor.</div> <div>Tarihi fırına gittik.</div> <div><strong>Pâtisserie Bennis</strong>’te geleneksel Fas tatlıları denedik.</div> <div>Bademliler enfesti. <strong>Casablanca, Marakeş</strong>’e göre daha kurumsal, daha derli toplu. <strong>“Gel burada yaşa”</strong> diyor sanki.</div> <div></div> <div>Ve ben, Atlas Okyanusu’na bir kez daha döndüm. Derinlik dedikleri şey bu işte. Hey okyanus…</div> <div>Sen, şairlerin ilham perisi olabilirsin.</div> <div><strong>Boğa burcu olarak tabi ki yemeklere özel ilgim vardı. Kahvaltıda et benefid, enerji tabağı ve gözleme çeşitlerini tadımladım.</strong></div> <div>Fas’ta zeytinyağı değil argan yağı başrolde. Her köşede argan çekirdeği döven kadınlar var.</div> <div>Hem üretici hem sanatçı gibiler.</div> <div>Casablanca Trova’daki deniz ürünleri tabağı ise hâlâ aklımda.</div> <div>Ama orada en çok neyi özledim biliyor musunuz? <strong>Hüseyin</strong> ve <strong>Dilovan</strong>’ın elinden sade bir Türk kahvesi içmeyi. Fas’ta 200 çeşit dünya kahvesi var ama Türk kahvesi yok. </div> <div>Giderken yanınıza mutlaka 2-3 paket <strong>Mehmet Efendi Türk Kahvesi</strong> alın, bana dua edeceksiniz.</div> <div>…</div> <div><strong>Hey Morocco… Sen mavi bir rüyaydın. Kendimi gökyüzüne daha yakın hissettiğim bu topraklara mutlaka bir daha geleceğim.</strong></div>