Ana içeriğe geç
Recep Kavuş
Recep KavuşKöşe Yazarı

Kürt’e saldırı olunca neden “münferit” oluyor?

Olaylar anında kaydedilen görüntüleri izledim.

Kürt’e saldırı olunca neden “münferit” oluyor?

Olaylar anında kaydedilen görüntüleri izledim. Dehşete düştüm. Birileri, küçücük çocukları adeta şeytan taşlar gibi taşlıyor. Bir başkası, eline aldığı kılıç boyundaki bıçakla ırkçı söylemler ve küfürler eşliğinde insanlara saldırıyor. Yetmiyor, insanların etnik kimliğine vurgu yaparak “Defolun gidin buradan” diye bağırıyor.

Zonguldak ve Düzce’de Kürt mevsimlik tarım işçilerine yönelik saldırılar, geçiştirilecek ya da birkaç kişinin öfkesine indirgenecek bir mesele değildir.

Hafta sonunda Şırnak’tan Zonguldak’a fındık toplamak için giden Kürt mevsimlik işçiler iki gün boyunca saldırıya uğradı. Benzer bir saldırı da Mardin’den Düzce’ye giden işçilere yönelik gerçekleşti. Adli süreçlerin başlatılması elbette önemli. Ancak saldırıya uğrayan işçilerin can güvenliği endişesiyle bölgeden ayrılmaya başlaması, ortada çok daha ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor.

Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinden Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyüne fındık işçisi olarak giden 70’ten fazla Kürt işçinin saldırıya uğradığı iddiası var. Jandarmanın olay yerinde bulunmasına rağmen saldırının gerçekleşmesi ise ayrıca soruşturulması gereken bir durum.

Özellikle üstü açık bir kasada taşlanan çocukların görüntüsü gözümün önünden gitmiyor.

Bir çocuğun, ailesiyle birlikte ekmek parasını kazanmak için gittiği yerde taş yağmuruna tutulması nasıl “münferit” diye geçiştirilebilir?

Oysa görüntülerde gördüğümüz şey, tek bir kişinin gerçekleştirdiği bireysel bir saldırı değil. Bir kalabalık, insanların üzerine yürüyor, taş atıyor, küfür ediyor ve etnik kimlikleri üzerinden hedef gösteriyor.

Böyle bir tabloyu yalnızca “münferit olay” denilme yerine detaylıca raştırılması gerekir.

Şırnak’tan, Mardin’den, Diyarbakır’dan , Batman'dan ya da Türkiye’nin başka bölgelerinden insanlar keyifleri istediği için Karadeniz’e, İç Anadolu’ya veya Ege’ye mevsimlik tarım işçisi olarak gitmiyor.

Emeğe ihtiyaç var onun için gidiyorlar.

Tarım işçilerinin de geçim derdi var. 

Bu karşılıklı bir ihtiyaç ilişkisi. Karadeniz’in fındık bahçelerinde, Akdeniz ve İç Anadolu’nun narenciye, pamuk ve karpuz tarlalarında, Ege’nin zeytin ve üzüm bahçelerinde binlerce insan ağır koşullarda çalışıyor.

Yaz sıcağında, bazen yağmur altında, çoğu zaman çadırlarda yaşıyorlar. Temiz suya, sağlıklı gıdaya ve sağlık hizmetlerine erişimde ciddi zorluklar yaşıyorlar. Çocuklar eğitimden uzak kalabiliyor.

Bütün bu zorlukları göze alarak her sene binlerce kilometre yol alarak gündelik işler için yollara düşüyorlar.

Çünkü ekmek parası kazanmak zorundalar. Üstelik aldıkları ücretler ve içinde bulundukları yaşam koşulları çoğu zaman insani standartların oldukça altında. Birde bütün bunlara bir de saldırı ve linç korkusu ekleniyor.

Bu insanlar yalnızca yoksullukla, ağır çalışma koşullarıyla ve güvencesizlikle mücadele etmiyor. Zaman zaman yalnızca kendi aralarında Kürtçe konuştukları, Kürtçe müzik dinledikleri veya Kürt oldukları için de saldırıların hedefi oluyorlar.

Eğer bir insan etnik kimliği nedeniyle hedef alınıyor, küfürlere maruz kalıyor, bulunduğu yerden kovuluyor ve fiziksel saldırıya uğruyorsa burada artık basit bir “asayiş olayı”ndan söz edilemez.

Bu yaşanan olayların nefret, ayrımcılık ve ırkçılık boyutunun açıkça tartışılması gerekir.

Yıllardır benzer olayların ardından aynı kelimeyi duyuyoruz:

“Münferit.”

Oysa her yaz farklı bir yerde benzer görüntüler ortaya çıkıyorsa, mesele artık münferit olmaktan çıkar. Tek tek olayların arkasındaki ortak nedenleri sorgulamak gerekir.

Çünkü her defasında “münferit” diyerek geçiştirilen sorunlar, bir süre sonra normalleşir.

Normalleşen ayrımcılık ise daha büyük saldırıların zeminini hazırlar.

Bu linç saldırılarında İllada birilerinin ölmesi mi gerekiyor?

İlla bir çocuğun ağır yaralanması mı gerekiyor?

İlla bir insanın hayatını kaybetmesi mi gerekiyor ki olayın ciddiyetini kabul edelim?

Şiddetin büyüklüğünü yalnızca ortaya çıkan ölüm veya yaralanma sayısıyla ölçemeyiz.

 

Taşlanan bir çocuğun korkusu da gerçektir. Etnik kimliği nedeniyle aşağılanan bir insanın yaşadığı travma da gerçektir. Ailesinin güvenliği için çalıştığı bölgeden ayrılmak zorunda kalan bir işçinin yaşadığı endişe de gerçektir.

Adalet yalnızca saldırganların cezalandırılması değildir. İnsanların kendilerini güvende hissedebileceği bir düzen kurmak da adaletin parçasıdır.

Bu nedenle saldırıların bütün yönleriyle araştırılması, saldırganların hukuk önünde hesap vermesi ve varsa kamu görevlilerinin ihmallerinin ortaya çıkarılması gerekir.    Bu mesele münferit olmaktan öteye bir insan hakları meselesidir.  

Bu meseleyi yalnızca “Türk-Kürt meselesi” başlığı altında tartışmak da eksik kalır.

Çünkü burada aynı zamanda bir emek meselesi var.

Bir yoksulluk meselesi var.

Bir eşitlik meselesi var.

Bir insan hakları meselesi var.

Ve her şeyden önce bir vicdan meselesi var.

Tarlada çalışan insanın kimliği, dili, memleketi ya da konuştuğu dil, onun insan onuruna yakışır koşullarda yaşama ve çalışma hakkını değiştirmez.

Kürt işçilerin emeğine ihtiyaç duyuluyorsa, onların kişiliğine de saygı duyulması gerekir.

Emeğini almak ancak ona tahamül etmemek kabul edilemez.

İnsanın elindeki bıçağın büyüklüğü değil, karşısındaki insanın canının değeri önemlidir.

Çocuklara taş atılan bir yerde asıl sınanan, saldırıya uğrayanların değil, toplumun vicdanıdır.

Bu yüzden artık her saldırının ardından “münferit” deyip geçmek yerine gerçek sorunla yüzleşmeden, yalnızca sonucu tartışarak bu saldırıların önüne geçemeyiz.

Bir insanın ekmek kazanmak için gittiği yerde can güvenliğinden endişe etmesi, hepimizin ve öncelikle devletin sorunudur.

 

Okur görüşleri
1 yorum
Yorum yaz
Yorumlar yayın ilkelerine göre incelenir.
Yorumları göster1 yorum
muammer AkınCevap verBildir

apemine RÉZDAR Recep kavuş yine memlektin stres kaygısı ve değerleri koruma peşindesin ❤️emeKLERİNZ takdire şayan.memleket sevdalisı barış ve evrensel değerler için ömür bitirdiniz ????????<br>
<br>
<br>
Eski sayfalar,keza güncel gelişmeler, evrensel temelde gelişen faciaları içselleştrip bireysel anlamda herkete gecilirse diyalitik oto kontrol kontrol elden çıkar kaygısında olmakla birlikte <br>
<br>
Elbette ki hukuk çerçevesi içerisinde en sert tepkimizle lanetliyecez onursuzCa olan nevarsa ! <br>
<br>
(Çokta