Mehdi Zana, bize yalnızca bir siyasi mücadeleyi anlatmadı.
Bize Kürtlerin ne istediğini, nasıl yaşamak istediğini, hangi acılardan geçerek bugünlere geldiğini kendi yaşam çizgisiyle gösterdi.
Eşi Leyla Zana ile birlikte, bir dönemin tanıkları ve önemli aktörleri oldular..
Mehdi abe şimdi aramızda değil.
Onu anlatmaya kelimeler yetmez.

Mehdi abe siz Amed’in her zaman başkanı olarak kalacaksın.
Çünkü sen yalnızca kendi hayatını yaşamadın.
Siz neredeyse bir asrın acılarını, umutlarını, mücadelesini ve hafızasını da omuzlarınızda taşıdın.
Böylesine yükün ağır biriydin.
Hayatin, daha genç yaşlarda tanıştığın cezaevleriyle, sürgünlerle, davalarla, yasaklarla ve bedellerle örülmüş zorlu bir yaşam hikâyesiydi.
“Bekle Diyarbakır” adlı anı kitabında, daha 1960’lı yılların ortalarında cezaeviyle tanıştığını öğrendik. 1977 mahalli seçimlerinde Diyarbakır Belediye Başkanlığına bağımsız olarak seçildiğinde milyonların umudu haline gelmiştin. Ancak 12 Eylül 1980 darbesiyle görevinden alındın ve yeniden cezaevine gönderildin.
Kesintili de olsa toplam 16 yılın cezaevlerinde geçti.
Ama cezaevlerinde bile iradeni teslim ermedin.
1983 yılında “Özgürlük Yolu Davası” duruşmalarında Kürtçe savunma yaptığın için , Bunun üzerine ayrıca yargılandın.
Sonrasında hakkında açılan davalar nedeniyle Avrupa’ya gitmek zorunda kaldın. Yaklaşık sekiz yıl İsveç’te yaşadıktan sonra 15 Ekim 2004’te yeniden Türkiye’ye döndün.
Ve yıllar sonra, 29 Ağustos 2026’da, 86 yaşında Diyarbakır’da yaşama veda ettin.
Sen bir yaşayan tarihtin Mehdi Zana.
Bir kütüphaneydin…
Her rafında başka bir hikâye, başka bir acı, başka bir umut vardı.
Bir müzeydin…
İçin, yaşanmış asırlık hatıralarla doluydu.
Ve belki de hepsinden önemlisi, safi bir Kürt’tün.
Kimliğinden ve halkından asla vaz geçmeden, ama başka halkların kimliğine de düşmanlık etmeden…
Bir derviştin, halkından, ailenden hapislik günlerinde de ayrı kaldın, sürgün hayatında da…
Ama gönlün hep Diyarbakır’da, hep bu topraklarda kaldı.
Bilmiyorum…
Bir mezar ziyaretiyle, bir demet gülle, birkaç satırlık bir vefa yazısıyla sana olan borcum ödenir mi?
Sanmıyorum.
Çünkü bizler çoğu zaman elimizdeyken değerlerimizin kıymetini yeterince bilemiyoruz.
Onları yaşarken yeterince dinlemiyoruz.
Yeterince sormuyoruz.
Yeterince yanlarında durmuyoruz.
Sonra…
Onlar göçüp gittiklerinde, geriye dönüp bakıyor ve eksikliklerimizi fark ediyoruz.
Ben de bugün biraz bu mahcubiyetle, biraz bu pişmanlıkla yazıyorum.
Seninle yaşarken sohbet etmek hayalimdi Mehdi abe…
Ama o şansım olmadı.
Şimdi ise Yenişehir Mezarlığı’ndaki istirahatgâhının başında, elimde bir demet gülle seni ziyaret ederek veda etmeye geldim.
Mezarının başında durduğumda, üstü çiçeklerle donatılmış o kahverengiye toprağının rengi çalan mezarın sana huzur verdiğini hissettim.
Gözümün önüne yorgun yüzün geldi.
Ve o yorgunluğun içinden eksilmeyen samimi tebessümün…
Sanki yılların bütün ağırlığını geride bırakmış, nihayet dinlenmeye çekilmiş gibiydin.
Mezarının yanı başında olan Yenişehir Mezarlığı’ndaki komşularına da uğradım.
Barış elçisi Tahir Elçi’nin mezarını ziyaret ettim.
Kürt müziğinin çilekeş ve unutulmaz sesi Ayşe Şan’a mezarı başında saygıyla eğildim .
İnsan hakları mücadelesi adına yaşamından edilen Vedat Aydın’ın mezarı başında hüznüm daha da arttı.
Ve onlara senin selamını ilettim.
Belki de bu mezarlık, bir anlamda bu toprakların acılarının ve mücadelesinin hafızasıdır.
Ve sen şimdi o hafızanın içinde, kendi hikâyeni tamamlamış olarak yatıyorsun.
Mehdi Zana’nın hayatı boyunca sergilediği en önemli özelliklerden biri dik duruşuydu.
Ama bu dik duruş, başkasını ezmeye çalışan bir sertlik değildi.
Samimiydi.
İnançlıydı.
Onurluydu.
İnsan haklarına, özgürlüğe ve eşitliğe dayanan bir duruştu.
O nedenle Mehdi Zana yalnızca Kürtlerin değil; özgürlük, eşitlik ve insan onuruna saygı peşinde koşan ve bu yüzden de herkesin gönlünde de yer edindi.
Nerede bir Kürt varsa, onun kimliğine, onuruna ve haklarına siyaset üstü bir anlayışla sahip çıktı.
Kendisini hiçbir zaman yalnızca bir dönemin insanı olarak görmedi.
O, bir halkın hafızasında yaşayan bir isimdi.

Mehdi zana kürt halkın onuru hafızasıydı onun için ne yazsak az kalemine yüreğine sağlık Recep apo