<div>Bu cümle, patolojik ruh halinin tezahürüdür!</div> <div><strong>“İyi de bunu niye yazının başlığı yaptın? Şimdi”</strong> diyebilirsiniz.</div> <div>Haklısınız, ama ben de size <strong>“toplumun %90’ı patolojik bir ruh haline sahip, onun için yazdım”</strong> derim!</div> <div>Her gün insanlar ölüyor, analar ağlıyor, bebekler ağlıyor, kâinat ağlıyor ama birileri, “<strong>nasıl da öldürüldüler, leşlerini serdik, hak etmişlerdi</strong>” gibi iğrenç cümleler eşliğinde sırıtıyorlar…</div> <div>Ölümün şakası olmaz, esprisi de!</div> <div>Ölümün kazananı da olmaz!</div> <div>Lakin çevremize, gazete ve televizyonlara, sosyal medyaya baktığımız da <strong>“işte serdiğimiz leşlerrrr” </strong>diye naralar atan milyonları görüyoruz.</div> <div>Asker, polis veya PKK’li hiç fark etmez. Sonuçta ölen herkesin bir ailesi, çevresi, çoluğu çocuğu var! Siz o kişiyi öldürdüğünüzde aslında bunların tümünü gömüyorsunuz!</div> <div>Savaş halidir olabilir, bir taraf haklı diğeri haksız, her iki taraf haklı veya haksız olabilir ben işin o boyutuna girmiyorum.</div> <div>Siyasilerin masa başında verdiği kararlar var ve bu kararlar sahaya ölüm olarak yansıyor!</div> <div>Ben işin bu siyasi karar boyutuna da girmeyeceğim!</div> <div>Lakin biz halk olarak kendimizi kaybettik! Ölen insanlara seviniyoruz. “<strong>Ne güzel öldü”</strong> diyoruz, iyi ki öldü diyoruz, geberdi diyoruz…</div> <div>Bu kesinlikle sağlıklı bir ruh halinin ürüne değildir!</div> <div>Savaşta savaşçıların bile katı ahlak sınırları varken, biz sivil olarak ahlak sınırlarını nasıl bu kadar ihlal edebiliyoruz?</div> <div>Nasıl bu kadar vahşileşebiliyoruz!</div> <div>Akademisyenin biri çıkmış, “<strong>kuru yaş fark etmez ne kadar polis varsa, 2 yaşındaki çocuğu bile ölsün”</strong> diyor!</div> <div>Bir siyasi partinin başındaki kişinin danışmanı 5 aylık bebeğin, 5 yaşındaki çocuğun, kadın sivil ve masumların katledildiği bombalı eyleme, “<strong>baharın habercisi”</strong> diyor!</div> <div>Diğer birileri, Sivas’tan öteye atalım kimyasalı kurtulalım diyor…</div> <div>Bunlar artık tıbbın çare bulamayacağı, toplumdan kesinlikle soyutlanması gereken tımarhanelik veya hapishanelik zatlar!</div> <div>Dönüp bir de kendimize bakalım. Biz işin neresindeyiz?</div> <div>Biz olanların ne kadarını tasvip ediyoruz?</div> <div>Neye sevinip neye üzülüyoruz?</div> <div>Şayet sevinçlerimiz arasında birilerinin yetim, öksüz, evlatsız, abisiz, kardeşsiz kalması varsa, biz iyi değiliz!</div> <div>Yüce dinimiz, sınırı çok net koyuyor, bir insanı haksız yere öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir.</div> <div>Ölüm haklı bir sebebe dayanıyorsa ne olur, tabii ki bunun topluma yansıması hüzün olur.</div> <div>Olur derken, olması gerekir manasında söylüyorum. Şayet birileri ölümü hak ediyorsa, kesinlikle bunda yaşadığı toplumun kusuru ve sorumluluğu vardır.</div> <div>Hem kendi kusuruna hem ailesine hem de bir canın yitip gitmesine üzülmelidir her fert.</div> <div><strong>Yüce Mevla’m, Maide süresi sekizinci ayette;</strong></div> <div><strong>“Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin</strong>” der. </div> <div>Karşınızda hiç hoşlanmadığınız, nefret ettiğiniz hatta iğrendiğiniz birileri olabilir, onlarla haklı bir savaşınızda olabilir ama sakın bu durum sizi adaletsizliğe sürüklemesin! Çünkü o zaman karşınızda bu sözlerin sahibini bulursunuz ki…</div> <div>Allah bizi ölümlere sevinecek kadar kötü bir ruh haline sokmasın!</div> <div>Daha aydınlık yarınlar dileğiyle, sağlıklı ve mutlu kalın...</div>