Barışa giden yolda uzun yıllardır ilk kez böylesine güçlü bir umut ve uzlaşma zemini oluştu. Yaklaşık iki yıldır silahların susmuş olması, cenazelerin gelmemesi ve sorunların artık konuşularak çözülmesine yönelik iradenin güçlenmesi, Türkiye açısından küçümsenmeyecek bir dönüm noktasıdır.
TBMM'ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", bu sürecin hukuki temelini oluşturan ilk kapsamlı adım olarak değerlendiriliyor. On iki maddeden oluşan teklif; soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesi, başvuru usulleri, hak yoksunluklarının kaldırılması ile silah ve örgütsel malzemenin kayıt altına alınmasına ilişkin düzenlemeleri içeriyor. Düzenleme, örgüt üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve terörizmin finansmanı gibi suçlarda belirli şartlarla hukuki süreçlerin ertelenmesini öngörürken, 2005 yılı öncesinde ağırlaştırılmış müebbet cezası alanlar ile ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçları kapsam dışında bırakıyor.
Yasa teklifinin komisyon ve Genel Kurul sürecinin kısa sürede tamamlanması bekleniyor. Ancak teklifin yalnızca teknik ve hukuki geçişi düzenleyen bir çerçeve olduğu, esas demokratikleşme başlıklarını henüz içermediği yönünde bir görüş hakim.
Bugün gelinen noktada dikkat çeken ortak yaklaşım ise şu: demokratikleşme ve silahların susması önünde "Yetmez ama önemli bir başlangıç." Sürece destek veren farklı siyasi çevreler, teklifin barış için gerekli olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını dile getiriyor. Çünkü Kürt meselesi yalnızca güvenlik politikalarıyla ortaya çıkmış bir sorun değil; yüz yılı aşan siyasal, toplumsal ve demokratik boyutları bulunan tarihsel bir meseledir.
Yarım asrı aşan silahlı çatışma döneminin ardından ilk kez hukuki bir zeminin oluşturulması elbette tarihsel öneme sahip. Ancak kalıcı barışın yalnızca silahların bırakılmasıyla sağlanamayacağı da açık. Barışın sürdürülebilir olması için demokratik siyaset alanının genişletilmesi, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve hukukun evrensel ilkelerinin eksiksiz uygulanması gerekiyor.
Bu nedenle beklentiler yalnızca silahların bırakılarak kayıt altına alınması ve infaz düzenlemeleriyle sınırlı değil. Yerel demokrasiyi zayıflatan uygulamaların sona ermesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi, anayasal ve uluslararası yargı kararlarının eksiksiz uygulanması, infaz hukukunda adalet ilkesinin esas alınması ve demokratikleşmenin önündeki engellerin kaldırılması, sürecin doğal devamı olarak görülüyor.
Barış süreçleri hiçbir zaman tek bir yasayla tamamlanmaz. Her biri uzun, sancılı ve çok aşamalı yolculuklardır. Bu teklif de bütün sorunları çözen nihai metin değil; önemli bir kapıyı aralayan ilk hukuki adımdır. Atılan adımı küçümsemek kadar, olduğundan büyük göstermek de gerçekçi olmaz. Asıl mesele, açılan bu kapının demokratik reformlarla desteklenip desteklenmeyeceğidir.
Türkiye bugün Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Bu süreç başarıya ulaşırsa kazanan yalnızca bir kesim değil; demokrasi, hukuk ve birlikte yaşama iradesi olacaktır. Kalıcı barışın yolu yalnızca silahların susmasından değil, eşit yurttaşlığı güçlendiren demokratik dönüşümün hayata geçirilmesinden geçiyor.
Süreç eksik olabilir. Ancak eksik olması, önemini azaltmıyor. Tam tersine, bundan sonra atılacak adımların arecin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, açılan bu hukuki kapının cesur demokratik reformlarla tamamlanması ve toplumsal barışın kalıcı hale getirilmesidir.
Ancak barışa giden yol biraz uzun ve meşalelidir.
Bu yolda amaçlanan hedefe ulaşmak içinde sabır ve kararlılık gerektirir.
Bunu sağlayacak güçlü bir irade var, elbette atılan ilk adımlardan memnun olanlar gibi memnun olmayanlar da olacak.
Kim ne derse desin bu tarihi bir fırsattır, bu fırsatı barışı kardeşliği, birliği, beraberliği savunanlar olarak kesinlikle elden bırakmayacağız.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir