Yaşlanan Avrupa
Avrupa gezimdeki ikinci durağım Almanya ve çevresiydi. Beş günlük İsviçre ziyaretimin ardından, başkent Bern’den Almanya’nın Disburg şehrine gitmek için Hamburg’a giden trene bindim. Avrupa’da trenler oldukça pahalı; uçak biletlerinin iki, hatta üç katına çıkabiliyor. Yaklaşık 500 kilometrelik yol için 130 frank, yani 8.400 TL ödedim.
Gündüz gözüyle etrafı seyrediyorum. Avrupa’da el değmemiş bir karış toprak yok. Her yer ya tarım arazisi, ya yol, ya orman, ya otlak ya da şehirleşmiş alan.
Bern’de trene bindim. İsviçre’nin aksine, Köln şehrinin girişinde trenin içinde bilet kontrolü yapıldı. Altı buçuk saatlik yolculuğun ardından Dortmund’da indim. Misafir olacağım çocukluk arkadaşım eniştem M. Ali ve damadı 70 Km uzaklıktaki Disburgtan gelip beni aldılar.
Bu yazıda Avrupa’nın tanıtımından ziyade, Avrupa’da yavaş yavaş kendini gösteren önemli bir sorundan söz edeceğim:
**Avrupa yaşlanıyor.**
Bunun yanında Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bir başka mesele daha var: Sosyal devletin, çalışmadan gelir elde etmeyi mümkün kılan bazı uygulamalarının giderek daha fazla tartışılır hâle gelmesi.
Avrupa ekonomik bakımdan güçlü, yaşam kalitesi yüksek, huzurlu ve refah düzeyi ileri bir kıta. İnsanların gelecek kaygısı büyük ölçüde azalmış durumda. Kimse kolay kolay rahatını bozmak istemiyor. Durum öyle bir noktaya gelmiş ki evlilik adeta ikinci plana atılmış, doğum oranları son bir iki yılda biraz kıpırdasa da hâlâ çok düşük seviyelerde seyrediyor. Nüfus azalıyor, nüfus yaşlanıyor.
Almanya’da nüfusun yaklaşık yüzde 22’sinin 65 yaş ve üzerinde olduğu söyleniyor. Bu, yaklaşık 17 / 18 milyon insan demek. Bu tablo, Avrupalıların geleceği konusunda ciddi biçimde düşünmesine yol açıyor.
Çalışmadan sosyal yardım almak da Almanya’da uzun zamandır tartışılan konulardan biri.
Bugün Almanya’da yaşlanan nüfusun yanında işsizlik ve sosyal yardım sistemi de önemli bir tartışma konusu. Özellikle bazı sosyal yardım uygulamalarının kötüye kullanıldığına dair toplumda ciddi bir rahatsızlık oluşmuş durumda.
Bir düşünün: Üç veya dört çocuğu olan bir aile, çalışmadan hem anne-baba hem de çocuklar için çeşitli sosyal yardımlardan yararlanabiliyor. Piyasada çalışmaya başladıklarında ise bu yardımların bir kısmını kaybedebiliyorlar. Üstelik işsiz oldukları için kira yardımı gibi başka desteklerden de faydalanabiliyorlar.
Böyle bir sistem içinde bazı insanlar ister istemez, “Neden çalışayım?” diye soruyor. Çünkü çalışmadığında eline daha fazla para geçebildiğini düşünüyor
Orada bulunduğum günün ertesi günü, Almanya’nın Saksonya eyaletinde yerel parlamento seçimleri vardı. Aşırı sağcı ve göçmen karşıtı AfD güçlü bir konumdaydı ve seçim sonucunda birinci parti oldu.
Bu partinin seçim propagandası için dağıttığı broşürlerde baştan sona, özellikle Müslüman göçmenlere ırkçı söylemlerden ibaretti, Almanya’nın yaşlanan nüfusu, sosyal yardım sistemi veya çalışma hayatındaki sorunlarıyla ilgili ise kayda değer bir çözüm önerisi göremedim.
Başta Almanya olmak üzere Avrupalılar, yaşlanan nüfus, bununla beraber oluşan rahatlık, bu nüfus açıklarını dışardan alınan göçmenlerle gidermek pek hoşlarına gidecek bir şey değildir, Köln gibi bir şehrin yüzde kır üçü göçmen, üstüne üstlük aşırı sağcıların bunu kötüye kullanması, bu onları düşündürüyor yasaları çok geniş her isteklerine izin vermiyor, bir derece siyasilerin eli kolu bağlı, ama ne olursa olsun benim gördüğüm ve ettiğim izlenimler böyledir.
Avrupa bir yerde buna dur diyecek, demek zorundadır.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir