Bir zamanlar bir akıl hastanesini ziyaret eden bir papaz, ilginç bir manzarayla karşılaşır. Delilerden biri, dört tekerlekli bir arabanın üzerine taşlar doldurmuş, yaklaşık 30-40 metre uzunluğundaki bir yokuşa arabayı sürmeye çalışmaktadır. Her seferinde yokuşun yarısına kadar çıkıyor, nefesi kesilince geri dönüyor, biraz dinlendikten sonra yeniden deniyor. Bu böyle devam edip gidiyor.
Papaz, hastane yetkililerine sorar: “Bu adam ne yapıyor?” Yetkili cevap verir: “Bu adam çok ukala kendisinin deli olmadığını söylüyor. Bizde ona bu arabayı bu şekilde yukarı çıkarırsan senin deli olmadığını kabul ederiz. Ama gördüğünüz gibi, her seferinde arabayı yarıya çıkarır nefesi kesilir, geri aşağı indiriyor ve yeniden çıkarmaya çalışıyor.”
İşte ABD-İran geriliminde Trump’ın tutumunu bana bu hikâye hatırlatıyor. Gazetecileri topluyor, kameraların karşısına geçiyor, sert açıklamalar yapıyor: “Bu kez İran’ın sonu geldi. Dünyayı başlarına yıkarım. Taş üstünde taş bırakmam.” Bir süre sonra işler istediği gibi gitmeyince, az önce söylediklerini unutuyor ve bu defa barıştan söz etmeye başlıyor. Sonra yeniden sertleşiyor. Sonra yeniden müzakere… Sonra yeniden tehdit… Kaçıncı kez olduğunu artık biz bile takip etmekte zorlanıyoruz.
Her defasında Trump’ın iki önemli siyasi arabulucusu, Pakistan ve Katar, devreye giriyor. New York’taki BM sürecinde olduğu gibi, ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler için bazen bir kapı, bazen bir masa oluyorlar.
Fakat bu defa İran, bütün hesapları altüst etti. İran’ın ABD karşısında bu ölçüde direnebileceğini açıkçası ben de beklemiyordum. Başlangıçta savaşa destek veren Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin önemli bir bölümü, bugün bu beladan nasıl çıkabileceklerinin hesabını yapıyor.
Yemen’de Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları da bölgedeki güvenlik denklemine ayrı bir boyut katıyor. Arap dünyasında ise her zamanki görüntü değişmiyor: Her kafadan bir ses.
Birde önemli bir şey, Veliaht Prens Muhammed bin Selman, babasının tüm yetkileri kullanmasına rağmen, daha resmen kral olmadan başarısızlığı tartışılmaya başlandı.
Avrupa ise tüm Hesapları ekonomiye çıkar, dertleri Çin’in teknolojide ve dolayısıyla ekonomide yükselişi, bu yalnızca ABD’yi değil, Avrupa’yı da yakından ilgilendiriyor ve endişelendiriyor.
Ya İslam Ülkelerinin Liderleri? Bir de nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin liderleri var. Onların durumu ise bana göre işin en acı taraflarından biri.
Annemin bir amcası vardı. Yaşça annemden ve diğer yeğenlerinden küçük olmasına rağmen, aile içindeki konumu nedeniyle herkes üzerinde söz sahibiydi. Kendine güveni yüksekti; hatta kendisini olduğundan daha büyük göstermeyi severdi. Konuşmayı, sohbet etmeyi çok severdi. Biz yeğenleri bazen on kişi, bazen daha fazla, etrafında toplanırdık. Gözüne kestirdiği kişileri överdi. Biz de onun gözüne girebilmek için türlü hikâyeler anlatır, bazen de küçük masallar uydururduk.
Bugün bazı İslam ülkelerinin liderlerini izlerken bu eski aile hikâyesini hatırlıyorum. Trump’ın övgüsünü almak için adeta bir yarış vardır.
ABD başkanlarının Avrupalı liderlerini, Ortadoğu’daki bazı liderlere yönelik olduğu kadar sürekli ve gösterişli biçimde övdüğüne pek sık rastlamadık. Ama burası Ortadoğu rotası değişiktir.
BM nin son toplantısında Ortaya Çıkan Tablo:
Trump’ın hoyratlığı.
Avrupa’nın ilgisizliği.
Arap dünyasının çaresizliği.
İslam ülkelerinin liderlerinin büyük güçlerin övgüsüne duyduğu ihtiyaç.
İşte asıl acı olan da budur.

Yorum yaz
Yorumları göster0 yorum
Yorumu bildir